|
BU SEFER B/AŞKA
Ve kalem kelama geldi
Ucu kırık sevdalar yazmaya
sorularla sorunları silmeye yeltendi
Sahi aşk; sen yandığın kadar mı yakarsın?
yoksa yaraladığın kadar mı kanarsın
acıya
cevap versene…
- “sus” dedi kalem “konuşma”
- sadece sus ve yaz
O an elim tutuldu, dilim tutuldu
Güneş tutuldu, ay tutuldu
Ben tutuldum…
Sana tutuldum, sana tutundum
Boşa tutundum! havada asılı kaldı ellerim
hayalini tutmaya çalıştıkça gözlerimden
süzülüverdi yaşlar kirpiklerimden
ellerimi bir araya getiren başımda
sanrılar dolaşmaya başladı
Durdum, bekledim
Biraz duruldum, bir an yutkundum.
Geçmedi boğazımdan sensizlik gemileri
Akmadı yüreğime sevda akıntıları
Esmedi lodoslarım
vurmadı kıyalarıma poyrazlarım
dingin bir melteme tav oldum
efil efil esti ve geçti…
Sonra kalemi elime aldım.
Ne yazacaktım? Neye yazacaktım?
- Aşka yaz ama bu sefer başka yaz.
Aşk mı dedim güldüm geçtim…
Bir sigara yaktım dumanına daldım
Ateşi sen oldun, dumanı ben
sen yandın, ben tüttüm
Ben tüttüm, sen söndün, bittin
Küllerinden doğmanı istedim
Olmadı, olmadı yapamadın…
Bir daha yaktım belki son bir şans!
Bir de mum yaktım karşıma
mumun ateşi oldun bu sefer
durdum, izledim
Yandıkça beni kendine çektin
Çektikçe beni aldın bitirdin…
Kendini yaktın erittin
Beni de için de hapsettin
Gasp ettin beni acımasızca
tüm geleceğime el koydun
Hadi her şeyi mi aldında peki neden
darp izlerin hala yüreğimde?
Oysa ki gönül razı gelmişti sana
geleceğini teslim etmeye…
yazdım, sana yazdım
son yazdım bu sefer
gelmeyecekti bir daha baharlarım
ön sözü devrik üç dip not/a
yazdım kağıda
“do” sesiyle acıttığım
“sol” sesiyle yanıma ait ne varsa
“si” sesiyle sildim
kağıdımı yaktım, kalemimi kırdım…
Hakan OĞUZ
19.07.2008
BYPASS
Sessizliğimin destursuz çığlıkları gem vuruyordu ayaza üryan
düşmüş geceye.. İsliydi, tozluydu da pembesi kalmamıştı artık tahayyüllerin. Geçmişin ateş kızılı geleceğimin gölgesini sıfırlayarak,
bir mızrak boyu yaklaşmıştı arasatta.. Kendine bile faydası olmayan anılar yarınları baltalamıştı. Geçmişi olmayan adamı oynarken
geleceği yok etmek bu olsa gerek. Ne garip bir duygudur aslında med cezirler oluşturan geçmiş zaman kiplerinin gelecek umutlarımıza her
çarpışında hayatımızı aşındırması! Ve her aşındırma yıkılmaz
sandığımız gururumuzu ufalayarak parçalayıp geçmişin içine serpiştirmesi. Bu kaotik travma nereye ve ne kadar gider aslında??
İnecek var ya da derin bir sona gitmek için binecek var kimsesizlik gemisine. Kimsenin göremeyeceği, kimsenin duyamayacağı ıssız,
sessiz derin bir kuyu mesela... Kendi çığlıklarımla akustik
hüzünlerimi orada daha da net oluşturabilirdim. Kotası dolmuş
hayatı orada daha net notalayabilirim.! Ya da bir yeraltı mağarası. Nasılsa topraktan geldik toprağa gideceğiz değil mi? Ha bir eksik ,
ha bir fazla!!
- iyi misin?
- Değilim!!.....
Hem biliyor musun çıplak ayakla adımlıyorum artık caddeleri..
Hücreme ilişmiş varlığını toprak alsın diye… Yüreğimi yaslıyorum
bir yağmur bulutuna. Bana çarpmasını bekleyip duruyorum diğer bulutların. Çarpsın, çarpsın ki ruhuma işlesin saf yağmur suları.
Aksın, gitsin bedenime gömülsün tüm ütopyalarım. Nadasa
bıraktığım gafil çocuk ruhumu ancak böyle sürebilirim gidilecek
yola doğru.
- Nereye?
- Son bir şans veriyorum maktulün gözbebeklerine bakabilmen
için.. Kutla kendini ki son cinayetin değilim.. gitmeliyim..
İç kanamalarımı açığa vurmalıyım.. kangrene dönmeden
durdurmalıyım çürümeyi.. İçimdeki verimsiz, çelimsiz çocuğun hakkından gelmeliyim. Ne çok severdin O’nun saçlarını hâlbuki.
Fakat ne çare yol uzun, yol çetrefilli. Övün eserinle.. İşte ben;
yaşamımın sebebi olan bir çocuğun katili…
Bir ayaz daha gecede çığlıklanırken, ruhumu asıyorum bedenime
yol üzeri. Damarlarımdan ilmik yapıyorum boynuma. Yetmiyor, kemiklerimi çakıyorum ellerime ve ayaklarıma. Dik dursun sensizliğe eğilmesin diye. Kaburgalarımdan köprü yapıyorum ayaklarımın
altına, kan gölüne düşmeyeyim diye. Afili ölümler seçiyorum çocuk ruhuma tüm psikopatlığımla. Yaklaşan sonlara yazıyorum adımı,
bu film burada bitmeli diyorum kendimce. Ruhuma verdiğim sızıyı kalbimden ince ince çekiyorum. Kan revan içinde kalmış vücudumdan benliğime yayılan akıntı, gel-git lerime hız kazandırmaya başlıyor.
Her çarpışma bana iyi bir son hazırlamışçasına açıklara sürüklüyor.
De(li)liklerimden su almaya başlıyorum.
Her nefes alışım boğaz/ım/a kadar batırıyor beni. Artık hasat
zamanım geldi. Vaktim doldu. İçimdeki katil emeklerinin karşılığını almalı. Fire vermiş bir hayatın son demlerini yaşıyorum. Gözlerimi kapıyorum ve kendi fişimi kendim çekiyorum.
- Üç
- İki
- Bir
- _________________________________
Hakan OĞUZ
26.06.2008
YAKILAN HAYALLER
Geçmişin gölgesi yine düştü üzerime
yine gizledi gizimi sana ait ne varsa
bir ben miydim yamaçlarından düşen
yuvarlanıp kıyılarına vuran
ara vermeden seni kanıma zerk eden
bir sen miydin beni düşlerine asan
kifayetsiz gülüşler ve buz kokulu dokunuşlarla
sırçadan kalbimi aşındırmaya çalışan
ey sevgili! sana ben yar dedim
ama yaranamadım, yaralandım
bembeyaz sayfaydım sayende hep karalandım
beni kendi kentimin karanlıklarına atıp
düşkünlüğüne düşmüşlüğümü seyrederdin
faillerime meçhul olurdun, gündüzlerime gece
yüreğimden dilime harf harf hece hece
içimdeki tek cevabı olmayan bilmece
her şeye rağmen sen ve yine sen…
çıkmaz sokaklarında bir çıkar arardım
sonra da sokaklarından yollarına çıkardım
sana uzanırdı yıllarla oyalanan tüm yollarım
sonra da boşluğuna düşerdi kollarım
esir düşerdi sana, yağmalanmış
intihar saldırılarına uğramış yüreğim
felluce gibi yıkık, kandahar gibi kayıp
ama bir o kadar da Çeçenistan gibi dirençli görünse de
hep bir yanı yitik, hep bir yanı eksik
can damlıyor y/arasından kesik kesik…
oysa ki dört işlem kadardı yaşadıklarım
kendimi her defasında sana çarpıyor
çarptıkça yarınlarıma dair hayallerim bölünüyordu
ve topladığım umutlarımı bir bir hayatımdan çıkarıyordum
çarmıha geriyorum artık çıkardığım bütün umutlarımı
yalnızlıklarıma bir bir adını çakıyorum
günahlarımı yakıyorum üzerine sevaplarımı dökerek
sensizliğimin serin sularına bırakıyorum
gideceği yere sürüklenmesini dileyerek…
Hakan OĞUZ
03.06.2008
DÜŞ(müş)TÜ YİNE
Ellerim titrerdi
Titrerdi ellerim ,
Kırılası kalemimi
her elime aldığımda
Sen düşerdin aklıma
Hiç çıkmazmışçasına
Yüreğim burkulurdu
Zaman durur
Yelkovan akrebe
Daha da sert vururdu
İntihar ederdi göz yaşlarım
Kirpiklerimden aşağı düşerek
Dilim lal olur
geçmişim aklıma dolanır
Anılar bulanır, sana kusardım
Kırılası kalemimden
Sana kusardım
ve öylece susardım…
Gözlerimi açardım sonra
Düş derdim buna
Evet düşerdi ve kırılırdı
Sonra, sonrası yok
Ötesi yok
Hiçbir zaman da olmayacak...
Hatırlar mısın bir zamanlar
tutsak düşlerim vardı
bu düşler de saklı gülüşlerin
bana öylece bakardı.
Şimdi de ben bakıyorum,
Kırık düşlerimden
tutsak gülüşlerine dalıyorum
Ve yine sayıklıyorum
Düşlerimden her gece
bir bir seni ayıklıyorum…
Hakan OĞUZ
20.03.2008
TUTSAK DÜŞLER...
Sonunda bitti artık özgürüm Tutsaklığın gölgesinden özgürlüğün güneşine atmıştım adımımı Bitmişti cezam, geçmişti hapislik günlerim Ama geçmemişti sensiz geçen günlerdeki özlemim Hiçbir zaman dinmemişti ve de dinmeyecekti yüreğimde ki izlerin Vuslata giden hasret gecelerinde Yüreğimde vuran sevda hecelerinde Çarpılara bürünmüş duvar köşelerinde Yalnız senin adın geçiyordu. Yalnız sana kavuşmanın vereceği mutluluk firari duygularımı bastırıyor yalnız senin varlığın benim yokluğuma engel oluyor, mantıksızlığıma dur diyordu. sürgün edilmiştim ben yüreğinden, gözlerinden, o sıcacık ellerinden… her şeyden geçirdiler de bir senden geçiremediler beni bir seni bitiremediler ben de Gözlerimi kapatınca sen düşüyordun düşlerime Gülümsüyordun demir parmaklıklar ardından bana elimi uzatınca sana, yok oluyordun bir anda aynı zamanda çok oluyordun Her gece düşlerime gelişlerinle Seni benden ayırmak isteyen Düş bozanlara çok oluyordun! Sessizliğimin sensizliğe vurduğu Her dakika bitmek bilmeyen Bir yol oluyordum Sense üzerimden geçmeye hazırlanan aşikar bir yolcu… Her adım atışında özlemlerim kanıyordu Tutkularımın dinlenme tesislerinde! Yol bitmiyordu, yıl bitmiyordu Zaman geçmek bilmiyordu. Sen susuyordun Ben ise zemheri soğuklarda volta atıyordum Üşüyordum, her gece düşlerimden düşüyordum Fakat sen bilmiyordun, görmüyordun Anlamıyordun ve hiçbir zaman da Anlamayacaktın… Sen tutsak düşlerimde bir ömür boyu saklı kalacaktın…
Hakan OĞUZ
03.03.2008
GİDİYORUM, TÜM GİTMELERE REST ÇEKEREK
“Şimdi gitmemelisin” sözcükleriyle başlayan ve “bu aşkın sonu bu şekilde olmamalıydı.” cümlesiyle devam eden parçalanmış aşk hikayesinden bu yana tam 130 gün geçti.
Gecesiyle gündüzüyle kahır dolu bir 130 gün… Gidenin yüklediği yükü taşımanın kalana
farz olduğu şu hayatta artık ne yük taşıyamaya dermanım, ne de benliğimi her
defasında yitirdiğim, dipsiz girdaplar içersinde sürüklendiğim gecelerden sabaha
çıkmaya cesaretim kaldı. Betimsiz bir yaşam tarzına sürüklediğim kendimi,
fütursuzca davranışlarımla, şizofrenik bir çizgiye doğru ilerlemeyi göze almış bir
ruh haline bürünmeye başlamıştım. Aynada gördüğüm silüetim bana örümceğin ağına
düşmüş bir sineğin son çırpınışlarını anımsatıyordu. Çırpındıkça ağ daha da hızlı bir
şekilde sarıyordu sineği ve az ilerde bulunan örümcek az sonra yiyeceği kurbanının
son çırpınışlarını,boşa çırpınışları büyük bir zevkle izliyordu. Bir müddet sonra sinek kaderine razı gelip çırpınmaktan vazgeçince örümcek harekete geçerek ölümcül
darbesini indiriyordu. Evet ben de içinden çıkamadığın soru(n)ların içinde çırpındıkça
ve senden kurtulmayı istemeye çalıştıkça daha da çok sana sarılıyordum. Yüreğim
sana daha da bağlanıyor, seni içimden atmaya çalıştıkça tüm hızınla kanıma işliyor,
bütün benliğime sahip olmaya başlıyordun. Sen, beni kurban seçmiştin. Oysa ki ben
sana zaten kurbandım, bu can zaten sana kurbandı. Ama sen anlayamadın ey sevgili! Kaçamıyordum, kurtulamıyordum ve sen beni öylece izliyordun. Hareketsiz, sessiz bir şekilde. Duvarlarını tırnaklarımla kazıdığım ve tırnaklarımdan sızan kanlarla belki
görür de gelirsin diye duvarlara adını yazdığım odamın hayaletiydin sen. Normal konuşmalarla bir şey ifade edemediğimiz aşkımızda susarak konuşmaya çalışıp kendimi tekrardan ifade etmek istiyordum sana. Belki bu şekilde anlardın sana sevgimin
sınırsız, kelimelerin kifayetsiz olduğunu.
Fakat ne yaparsan yap seni suçlayamıyordum. İçimin benim göremediğim mavi yanı
seni savunuyordu bana. Hem de nasıl bir savunma! Öyle ki an geliyor kendi mantığıma
bile yeniliyordum bu beyin fırtınalarında. Ve an geliyor yengi sandığım yenilgilerden
medet ummaya çalışır vaziyette buluyordum kendimi! Artık zamanı gelmişti aşk-ı hayat adlı oyununun son perdesine oynamaya. Sensiz, sessiz, kısa fakat akılda kalıcı bir son hazırlamıştım. Kimi yapamadı kaçtı diyecek, kimi onurlu son seçti diyecek, yüreğim ne olursa olsun seni sevecek, cebimdeki son dörtlük her şeyi belgeleyecek…
Hoşçakal sevgili gözün arkada kalmasın
Son dörtlüğümdür bu sana, başka kimse almasın
Benim son aşkımsın, dediklerim yalan olmasın
Sağlam bastım tetiğe kurşun namluda kalmasın…
Katili sen, faili sen bu aşk oyununun galibi sen…
Hakan OĞUZ
22.02.2008
|