Hakan's profileяσмαитιк ιѕуαикαяPhotosBlogListsMore Tools Help

яσмαитιк ιѕуαикαя

»-(¯`v´¯)-» αşк ιкι кιşιℓιк вιя уαℓαи∂ıя...»-(¯`v´¯)-»

Hakan

Occupation
Location
нαуαтıмıи єи нüzüиℓü αиı мєνѕιмιиє кαρıℓ∂ığıм кιşιиιи вαнçєѕιи∂є αçαвιℓє¢єк вιя çιçєк σℓмα∂ığıмı αиℓα∂ığıм αи∂ıя...

Windows Media Player

There are no photo albums.
June 27

.......

~~~Hakan~~~

 

GÖZLERDE YAŞAYAN ÖLÜM

 

 

İçime gömdüm bu şehrin insanlarını
Bir bir suratlarını giyinirim her gece
Bir gün melek olur şeytanı kıskandıran,
bir gün şeytan olurum meleklerle yarışan
ve şeytanda bir melektir deyip katili oynarım
Yüzü sana bakan gözlerimin namlusunda!
Kirpiklerime sürülmüş küskün yaşlar
patlamaya hazır tetikte…
Gözlerimi kapatmak istemem,
bu oyun burada bitmesin diye.

Bir anne sesiyle irkilirken yorgun yüreğim
yüzünü sanki düş kırıkları kesmiş
bir çocuğa takılıverdi kısık gözlerim
Anne, anne,
anneciğim…
Kulakları tırmalayan bir yakarış
Canım yanıyor anneciğim!
yüzünde derin bir barut isi,
kan damlıyordu gülüşlerine
adım adım yaklaştıkça ona
fersah fersah uzaklaşıyordum kendimden
yüzümde bir utanç abidesi
düne nişan alıp yarınları ıskalayan
acemi bir katil rol almıştı bu sefer
rol keserken, yol kesmekti bu
hayalperest eşkıyalara özenip
yarınları yağmalayan…
Daha kaç can yanacaktı karanlık gecelerde
kaç gece daha siyaha bulayacaktı
beyazla arınmış bedenleri
ne zaman kapanacaktı
ölüme yürüyen gözler
ya da ne zaman sonlanacaktı
dile yapışan küfürlü sözler…

Eskiden bu kente ayrılık düştüğünde
daha bir kara açardı güller
Ve yaşamı yirmi dört saati geçmeyen
kelebeğin kanatlarına takılırdı yalnızlık
O günden beri düş hekimine tedavi
olmasa da nevrotik ruhum
Aşıkların bedeninden mezara girecek yolu
gözlerim olmadan da bulurum…

 

Hakan OĞUZ

haziran/ikibindokuz

 

October 28

....

SIFIRNOKTAELLİ PROMİL

  

Kalk gururum, ayağa kalk! Hadi en yıkıldığın yerden doğrul da  kalk. Geride bırak

anılarını, boşvermişlik serp tümcelerine. Her seferinde dağıtılmadı mı kelimelerin,

toparlamak istediğinde kendini?  Bırak devrik kalsın bu sefer,  varsın öznesine küsüp, yüklemine rest çeksin. Nasıl olsa bir yalan uğruna koca bir hayat yok olmadı mı satır aralarında?  Çevrilen sayfaların altında ezilmedi mi bu yürek, ayraçlar ayıramadı mı yoksa bizi? Bir yazarın romanına konu olmadı mı yoksa aşkımız?  Girişten gelişmeye geçerken alınan nefeste ki boşluğa düşüp yok olmadık mı seninle?  Bu ilişkiye giriştik ama

gelişemedik ki be sevgili, gelişemedik, geliştiremedik geleceğe bakış açılarımızı. Bu kadarı fazla gerçekten.  Olsa olsa iki cümle arasında yaşamışızdır yaşantımızı. Noktası olmayan, virgüllerin bile ayırmaya cesaret edemediği, birbirine kenetlenmiş, tek nefeste okunan iki cümle! Bir elmanın iki yarısı gibi.. Bıçak gibi kesildik ey sevgili! Yenilen taraf bendim. Dağılan taraf bendim. Avazım çıktığı kadar bağırmak istedim, gıkım çıkmadı. Sesim

dışarıya çıkamadı. İçime attım. Hep içime akıttım göz yaşlarımı. Sel oldu, bir tufan koptu içimde ve sana ait olan her şeyimi yuttu. Hadi şimdi bütün devşirme umutlarını al da

ayaklan gururum, bakma ardına, hayatına anlam katan en büyük anlamsızlığına dönüp bakma. Gözlerin arkada kalmasın, alt tarafı bir ayrılık değil miydi işte? Çarp kapıyı, var gücünle çek ve git!

 

Eskidendi, hayatımın kırılma noktasına gelmeden önce 50 promil aşk alıp son sürat sana çarptığım zaman, yüzüm gözüm kana değil sana bulanmışken, derin bir boşluk içindeyken

ve gözümden ince ince aşk damlıyorken avuçlarıma, sen bir o kadar yasaktın bana ve bir

polis memuru ehliyet ve ruhsat diyordu aldırmayan tavırlarla. Oysaki kaçak bindiğim bu sevda yüklü araçta sadece kendimden uzak kalbimi almıştım yanıma. Her şeyi onunla aşabileceğimi sanmışım, yanılmışım, beyazına aldanıp kırmızına kanmışım.  Hadi usulca

tak kelepçeyi koluma, kalbime takılan paslısından sonra koymaz artık kolumdaki bana.

Şimdi götür beni yargısız infaz odalarına, veremeyeceğim bir hesap yok nasıl olsa…

 

Gözlerimi tavana yaslayarak başladığım her düş bozumu gecede sen düşerken gözlerime,

ben tutmaya çalıştım kirpiklerimle, tutamadım!  Yaş oldun aktın, gittin gururuma inat, damlaya, damlaya büyüdün içimde. Her damlan yüreğimde bir oyuk daha açtı. Her oyuk kapanmaz yaralara döndü, sulandı, sulandı.. Hiç bir merhem tutmaz oldu yüzü.  Kesip çıkarmak istedim seni içimden bir bıçak darbesiyle, daha da kanıma işledin. Çünkü sen

benim kanserli sevdamdın! Bıçak vurdukça bedenime nüfuz eden, benliğimden sonra

bedenime de hükmeden ölümcül bir sevda. Şimdi kim döndürecek beni bu ölümlü yollardan? Her adımda bir patlama yaşayan naçar bedenime,  her kaçışta bir kilitlenme yaşayan

kimliksiz benliğime kim sahip çıkacak?

 

Şimdi kalk gururum “yaşamak için öldür” cümlesinin hakkını ver.  İçinde taşıdığın katili

bu sefer de sen kirala gururum. Anılarına sık kurşunu, acılarını böl, parçala, yok et.

Dünlerini peşkeş çekip günlerini kurtar. İçindeki kan serilmiş yollarını temizle.  Yeniden dirilişin öyküsünü silinmeyecek şekilde baştan yaz.

Hadi şimdi hep birlikte bu cesedi defnetmek için;

Buyurun cenaze namazına…!!!

 

  

Hakan OĞUZ

27.10.2008

 

 

Hakan

 

 

 

ZAMANIN İÇİNDE Kİ ZAMANSIZLIK

 

Sana yazmaktan çok susmayı denediğim şu günlerde kalemim benden çok sana yazılıyordu, sana tutkuyla bağlanıyordu. Ve ben her seferinde bu hatasından

dolayı kalemimi, kırmakla cezalandırsam da aslında kendi kalbimi kırdığımı sonradan fark ediyordum.

 

Üstadlar aşkı iki ya da üç kişi yaşaya dursun, bir ayrılık ardından geride kalan aslında tek başına yaşamaya çalışırdı bu tonlarca yükte ki ağırlığı. Gün geçtikçe ağırlaşan sırttaki kamburumsu bu amansız hastalık, kendini iç kanamalı gece nöbetleriyle sıtmaya çevirip kalp çeperini tedaviyi engelleyecek şekilde çevreler

ve erişilmesi güç duvarlar örmeye başlar. Kalbe giden, ulaşılmaya çalışılan her

 yol bu aşılması güç duvarlara çarparak geri döner zamanla. Gidenin kalana armağan ettiği, kendine çok iyi bak hediyeleriydi bu hüzün paketleri. Titremeyle

ve ter içerisinde sıçrayarak uyanılan ve bir bardak suya hasret kalınan bu

nevrotik gecelerde içten çağlayan gözyaşı patlamasıyla kafayı tekrar yastığa

vurup geçmiş bir kez daha sorguya çekilirdi. Adı geçmişti, oysa hiç birşey geçmemişti belki de geçmeyecekti. Ya da hep kendimizi akışına bıraktığımız mucizevi bir ilaç olan zaman bu yaralarımıza da merhem olacaktı kimbilir!!

 

Olsa olsa taze anılar ekler üzerine ve yarası derin diğer anılar en ufak bir dokunmada kanayacak şekilde kabuk bağlar. Ve biz de zamanla bak düzeldi

diye zamanın başımızın tacı yapılmasına izin veririz. Ben sana söylemiştim

zamanın çözemediği hiç bir sorun yok telkinlerini defalarca dinleriz. Bilemeyiz ki zamanın üzerimize aslında daha da acı getirdiğini. Aynı temizlemeye üşenilen

bir şeyi hasır altı edip daha sonra halıyı kaldırdığımızda asıl sorunla

karşılaşmaya benzer zaman. İyiye ulaştırmak adına üzerine bir şey ekler ve

en ufak bir kıvılcımda, bir anı patlamasında daha da kanatacak şekilde geri

teper acılar. İşte o zaman yaşamak, dipsiz kuyulara olta atmaktır artık. Hayata

bir türlü rastgelemezsin. Hep boşa çekersin yaşamı. Dibe vurmaktan her yerin

yara bere içinde kalır. Hayatın ayaklarının altından kayıp gittiğini sanırsın.

Bir ışık ararsın, düzlüğe çıkaracak bir yol. Yolu bulursun bir umut, bin gayret,

tüm gücünle ayaklanıp koşarsın şavka doğru fakat bu sefer ters yönde olduğunu fark edersin geçte olsa. Tabelalar seni hep geldiğin yere götürür. Hayata

ulaşmaya çalıştıkça ondan daha da uzaklaşırsın. Başladığın yerde durup kalırsın. Misafir gibi hissedersin kendini. Önünde her şey olan ve hiç bir şeye

dokunamadığın yaşam sofrasına öylece bakarsın boş boş. Birinin hadi başla,

durma öyle silkelen, yabancısı değilsin buranın demesini beklersin. Hep bir tetiklenme arzusu belirir benliğinde. Durgunluk ve umutsuzluk kanına işlemiştir artık. Ne yapacağına karar veremezsin. Şundan alayım, şunu yapayım, işte bu aslında en sevdiğim, bu kaçırmamalıyım derken bir de bakmışsın hiç bir şeyin tadına varamadan aç kalkmışsın sofradan! En kötü kararın bile kararsızlıktan

iyi olduğunun farkına varırsın ama iş işten geçmiştir. Yine cepten hüzünlerini

yemek düşer sigara altı yapmak için. Nasıl olsa hüzünlerinden dağ gibi bir

stoğun oluşmuştur zaten. Gülümsersin, her şeyde bir hayır vardır dersin. Kendi ahmaklığını ve gafletini hayra yoracak kadar acizleşirsin. Her olumsuz şeyde hayrın arkasına sığınmayı adet haline getirirsin. Özeleştiriyi unutup hatalarını yamayacak bir kılıf ararsın. Bir süre sonra bu da işe yaramaz. Dönüp dolaşırsın. Fakat ne kadar dönersen dön, semazen olmadığın için başın döner düşersin. Ve anlarsın ki boşa akıttığın her damla gözyaşının hayatını önüne katıp  sel gibi götürdüğünü ve hız kesmeden de götürmeye devam edeceğini. O vakit

doğrulursun artık yeni bir başlangıç yapmaya kendi kendine söz verirsin.

Hayatının sonbaharına ait etrafını sar/ar/mış yaprakları temizleyip ilkbahara kucak açmak için yüreğinin penceresini dış dünyaya açmak istersin. Yeni kırmızı kırmızı aşk gülleri, gönül bahçeni yeşillendirecek umut tohumları, feslegen

kokulu sevgi filizlerini bahçenden eksik etmek istemezsin. Yüreğin kıpır kıpırdır. Hemen yenilikleri istersin. İşte bu sefer voleyi vurdum dersin. Fakat sonbaharın ardında ki kışı hesaba katmadan heyecanla bahara ulaşmayı istemek ısınmadan maça çıkmaya benzer. Voleyi vururken yaptığın ters hareket seni sakatlamıştır.

Bu sefer de zamansızlık engeline takılırsın.  Kış gelmiştir sen ne kadar istesen de

bir daha açmayacaktır güller… Zamanın sana attığı kazıklara sende zamansız ve bilinçsiz davranışlarınla çanak tutarsın. Dünya bir günde meydana gelmemiş, savaşlar bir günde kazanılmamıştır. Sabır ve yavaş yavaş düzeyli gayretlerle

güzel günler elbette gelecektir. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki ağır yüklerin üzerinden kalkmasıyla kişi bir anda kendine gelemez, gelmek istese de hazır

değildir yeni bir maceraya. Her deniz fırtına sonrası anında dinginleşemez. Dışardan yüzeysel gözükmese bile dibinde hala alaboralar kopmaktadır. Ve yeni baharlara ulaşmak için kışları yüreği yormadan azimli bir şekilde umut ederek geçirmeli ve her olumsuz sonuçtan ders çıkararak hayatına bir basamak daha ekleyip böylece iyiye giden yolda olgunlaşma adına tecrübeli adımları sağlam atmayı başarabilirsin…

 

Hakan OĞUZ

Ağustos/2008

March 03

...

~~~Hakan~~~

 

İSTANBUL BİR “DÜŞ”TÜ, ARTIK GÖZÜMDEN DÜŞTÜ

 

İstanbul, taşı toprağı altın İstanbul…
Düşler şehri, umut kapısı
Artık tüm ihtişamını yitirdi gözümde
Tüm umutlarım kaldı altında, ezdi geçti hayallerimin bekçileri
Oysa ki bir şanstı belki bu şehirde doğuşum
Herkesin hayalleri, benim yaşantım olacaktı belki de
Yarim benden gitti gideli dargınım artık bu şehire
Şehrin ne suçu var ki diyorum bazen kendi kendime
Aslında var, evet suç onda. Buluşacaktık ikimiz saat dokuzda
Dolmabahçe saat kulesinin altında
Elimde çiçekler, dilimde aynı nakarat haydi gel benimle ol…
Belki oturup yıldızlardan bakamayacaktık dünyaya ama
Dünyadan yıldızlara bakmanın zevkine varacaktık belki de
Bak bir yıldız daha kaydı gökyüzünden
Bir dilek daha tutuluverdi en kırılgan yerinden
Bekledim, bekledim durdum gelmeyenimi..
Akrep dokuzu teğet geçe onu değil sanki beni vurdu
Gelmeyenim hayallerimle birlikte beni kalbimden vurdu.
İstanbul’a yenik düşmüştü bu sefer sevdam
Oysa ki sen İstanbul’a gelecektin, İstanbul’u benden almayarak…
Şimdi makyajına aldanıp büyüsüne kapıldığın
Şehr-i İstanbul’a düşman mı olmalıyım
Yoksa beni vuran akrebin zehrini mi sana kusmalıyım?!
Birinci çoğul şahısken üçüncü tekil şahısa boyun mu eğmeliyim?
Yağmurlarına salmalıyım belki de kendimi
Marmara’na süzülüp ağır aksak akmalıyım
Ardından yağmur sonrası toprak kokusu gibi
derin derin iç çekişlere sebep olmalıyım.
Ah! İstanbul artık salacakta salınıp kız kulesini seyretmeyeceğim
Dalgaların mabedine tacizine göz yumacağım
Galata kulesine çıkıp İstanbul kanatlarım altında diye haykırmayacağım
Eminönü’nde ki güvercinler öksüz,
Kadıköy’e giderken beslediğim martılar aç kalacak artık
Yüreğimi yasladığım ada sahillerinden
Rüzgarların eşliğinde gözlerimi kapatıp seni dinlemeyeceğim
Bir çay bile içmeyeceğim artık Büyükada da…
Kırgınım sana İstanbul
Elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi küskünüm sana…
Aşkların bir şişe şaraba taksim edildiği
Beyliğini göremediğim oğlunun hiçbir istiklali kalmamış
satılık kalpler caddesinde volta atmayacağım
Erhan abinin helva, ekmek, çaydan sonra gittiği
Ortaköy kahvesinden boğazına elimi daldırmayacağım
Kapısı toptan yıkılmış, haremi rant kapısı olmuş
sarayın burnundan giren ters akıntılar boğazında duracak
tıkanacaksın!!
Ey hüznü içinde barındıran İstanbul
Artık zincirlerine vurulup kuyularına atılmak,
tahta kalelerin de zapt edilmek,
Yedi tependen her seferinde sürgün edilmek bile
yarsızlığımın yarasının yanında ince bir sızı kadar
biçare kalıyor.
İstanbul, uğruna ne fetihler yapılan, fethedenlere müjdeler verilen şehir
Herkes için yaşanılası bir “düş”tün, artık gözümden düştün…
İşte gidiyorum, içimi bırakarak içinden geçtiğim şehrin
hiçbir durağında durmayarak yoluma devam ediyorum
Ölü bir kente alfabesiz bir şekilde yol alıyorum…

Hakan OĞUZ

15.08.2008

 

~~~Hakan~~~

BU SEFER B/AŞKA

 

Ve kalem kelama geldi

Ucu kırık sevdalar yazmaya

sorularla sorunları silmeye yeltendi

Sahi aşk; sen yandığın kadar mı yakarsın?

yoksa yaraladığın kadar mı kanarsın

acıya

cevap versene…

 

- “sus” dedi kalem “konuşma 

- sadece sus ve yaz

 

O an elim tutuldu, dilim tutuldu

Güneş tutuldu, ay tutuldu

Ben tutuldum…

Sana tutuldum, sana tutundum

Boşa tutundum! havada asıkaldı ellerim

hayalini tutmaya çalıştıkça gözlerimden

süzülüverdi yaşlar kirpiklerimden

ellerimi bir araya getiren başımda

sanrılar dolaşmaya başladı

Durdum, bekledim

Biraz duruldum, bir an yutkundum.

Geçmedi boğazımdan sensizlik gemileri

Akmadı yüreğime sevda akıntıları

Esmedi lodoslarım

vurmadı kıyalarıma poyrazlarım

dingin bir melteme tav oldum

efil efil esti ve geçti…

Sonra kalemi elime aldım.

Ne yazacaktım? Neye yazacaktım?

 

- Aşka yaz ama bu sefer başka yaz.

 

Aşk mı dedim güldüm geçtim

 

Bir sigara yaktım dumanına daldım

Ateşi sen oldun, dumanı ben 

sen yandın, ben tüttüm

Ben tüttüm, sen söndün, bittin

Küllerinden doğmanı istedim

Olmadı, olmadı yapamadın…

Bir daha yaktım belki son bir şans!

Bir de mum yaktım karşıma

mumun ateşi oldun bu sefer

durdum, izledim

Yandıkça beni kendine çektin

Çektikçe beni aldın bitirdin…

Kendini yaktın erittin

Beni de için de hapsettin

Gasp ettin beni acımasızca

tüm geleceğime el koydun

Hadi her şeyi mi aldında peki neden

darp izlerin hala yüreğimde?

Oysa ki gönül razı gelmişti sana

geleceğini teslim etmeye…

 

yazdım, sana yazdım

son yazdım bu sefer

gelmeyecekti bir daha baharlarım

ön sözü devrik üç dip not/a

yazdım kağıda

“do” sesiyle acıttığım

“sol” sesiyle yanıma ait ne varsa

“si” sesiyle sildim

kağıdımı yaktım, kalemimi kırdım…

 

Hakan OĞUZ

19.07.2008

 

~~~Hakan~~~

BYPASS

 

Sessizliğimin destursuz çığlıkları gem vuruyordu ayaza üryan

düşmüş geceye..  İsliydi, tozluydu da pembesi kalmamıştı artık tahayyüllerin. Geçmişin ateş kızılı geleceğimin gölgesini sıfırlayarak,

bir mızrak boyu yaklaşmıştı arasatta.. Kendine bile faydası olmayan anılar yarınları baltalamıştı. Geçmişi olmayan adamı oynarken

geleceği yok etmek bu olsa gerek. Ne garip bir duygudur aslında med cezirler oluşturan geçmiş zaman kiplerinin gelecek umutlarımıza her

çarpışında hayatımızı aşındırması! Ve her aşındırma yıkılmaz

sandığımız gururumuzu ufalayarak parçalayıp geçmişin içine serpiştirmesi. Bu kaotik travma nereye ve ne kadar gider aslında??

İnecek var ya da derin bir sona gitmek için binecek var kimsesizlik gemisine. Kimsenin göremeyeceği, kimsenin duyamayacağı ıssız,

sessiz derin bir kuyu mesela... Kendi çığlıklarımla akustik

hüzünlerimi orada daha da net oluşturabilirdim. Kotası dolmuş

hayatı orada daha net notalayabilirim.! Ya da bir yeraltı mağarası. Nasılsa topraktan geldik toprağa gideceğiz değil mi? Ha bir eksik ,

ha bir fazla!!

-        iyi misin?

-        Değilim!!.....

Hem biliyor musun çıplak ayakla adımlıyorum artık caddeleri..

Hücreme ilişmiş varlığını toprak alsın diye…  Yüreğimi yaslıyorum

bir yağmur bulutuna. Bana çarpmasını bekleyip duruyorum diğer bulutların. Çarpsın, çarpsın ki ruhuma işlesin saf yağmur suları.

Aksın, gitsin bedenime gömülsün tüm ütopyalarım. Nadasa

bıraktığım gafil çocuk ruhumu ancak böyle sürebilirim gidilecek

yola doğru.

-        Nereye?

-        Son bir şans veriyorum maktulün gözbebeklerine bakabilmen

için.. Kutla kendini ki son cinayetin değilim.. gitmeliyim..

İç kanamalarımı açığa vurmalıyım.. kangrene dönmeden

durdurmalıyım çürümeyi.. İçimdeki verimsiz, çelimsiz çocuğun hakkından gelmeliyim. Ne çok severdin O’nun saçlarını hâlbuki.  

Fakat ne çare yol uzun, yol çetrefilli. Övün eserinle.. İşte ben;

yaşamımın sebebi olan bir çocuğun katili…

 

Bir ayaz daha gecede çığlıklanırken, ruhumu asıyorum bedenime

yol üzeri. Damarlarımdan ilmik yapıyorum boynuma. Yetmiyor, kemiklerimi çakıyorum ellerime ve ayaklarıma. Dik dursun sensizliğe eğilmesin diye. Kaburgalarımdan köprü yapıyorum ayaklarımın

altına, kan gölüne düşmeyeyim diye. Afili ölümler seçiyorum çocuk ruhuma tüm psikopatlığımla. Yaklaşan sonlara yazıyorum adımı,

bu film burada bitmeli diyorum kendimce. Ruhuma verdiğim sızıyı kalbimden ince ince çekiyorum. Kan revan içinde kalmış vücudumdan benliğime yayılan akıntı, gel-git lerime hız kazandırmaya başlıyor.

Her çarpışma bana iyi bir son hazırlamışçasına açıklara sürüklüyor.

De(li)liklerimden  su almaya başlıyorum.

Her nefes alışım boğaz/ım/a kadar batırıyor beni. Artık hasat

zamanım geldi. Vaktim doldu. İçimdeki katil emeklerinin karşılığını almalı. Fire vermiş bir hayatın son demlerini yaşıyorum. Gözlerimi kapıyorum ve kendi fişimi kendim çekiyorum.

 

-        Üç

-        İki

-        Bir

-        _________________________________

   

Hakan OĞUZ

26.06.2008

 

 

 

~~~Hakan~~~

 

YAKILAN HAYALLER

 

Geçmişin gölgesi yine düştü üzerime

yine gizledi gizimi sana ait ne varsa

bir ben miydim yamaçlarından düşen

yuvarlanıp kıyılarına vuran

ara vermeden seni kanıma zerk eden

bir sen miydin beni düşlerine asan

kifayetsiz gülüşler ve buz kokulu dokunuşlarla

sırçadan kalbimi aşındırmaya çalışan

ey sevgili! sana ben yar dedim

ama yaranamadım, yaralandım

bembeyaz sayfaydım sayende hep karalandım

beni kendi kentimin karanlıklarına atıp

düşkünlüğüne düşmüşlüğümü seyrederdin

faillerime meçhul olurdun, gündüzlerime gece

yüreğimden dilime harf harf hece hece

içimdeki tek cevabı olmayan bilmece

her şeye rağmen sen ve yine sen…

çıkmaz sokaklarında bir çıkar arardım

sonra da sokaklarından yollarına çıkardım

sana uzanırdı yıllarla oyalanan tüm yollarım

sonra da boşluğuna düşerdi kollarım

esir düşerdi sana, yağmalanmış

intihar saldırılarına uğramış yüreğim

felluce gibi yıkık, kandahar gibi kayıp

ama bir o kadar da Çeçenistan gibi dirençli görünse de

hep bir yanı yitik, hep bir yanı eksik

can damlıyor y/arasından kesik kesik…

oysa ki dört işlem kadardı yaşadıklarım

kendimi her defasında sana çarpıyor

çarptıkça yarınlarıma dair hayallerim bölünüyordu

ve topladığım umutlarımı bir bir hayatımdan çıkarıyordum

çarmıha geriyorum artık çıkardığım bütün umutlarımı

yalnızlıklarıma bir bir adını çakıyorum

günahlarımı yakıyorum üzerine sevaplarımı dökerek

sensizliğimin serin sularına bırakıyorum

gideceği yere sürüklenmesini dileyerek…

 

Hakan OĞUZ

03.06.2008

~~~Hakan~~~

 

DÜŞ(müş)TÜ YİNE

 

Ellerim titrerdi

Titrerdi ellerim ,

Kırılası kalemimi

her elime aldığımda

Sen düşerdin aklıma

Hiç çıkmazmışçasına

Yüreğim burkulurdu

Zaman durur

Yelkovan akrebe

Daha da sert vururdu

İntihar ederdi göz yaşlarım

Kirpiklerimden aşağı düşerek

Dilim lal olur

geçmişim aklıma dolanır

Anılar bulanır, sana kusardım

Kırılası kalemimden

Sana kusardım

ve öylece susardım…

Gözlerimi açardım sonra

Düş derdim buna

Evet düşerdi ve kırılırdı

Sonra, sonrası yok

Ötesi yok

Hiçbir zaman da olmayacak...

Hatırlar mısın bir zamanlar

tutsak düşlerim vardı

bu düşler de saklı gülüşlerin

bana öylece bakardı.

Şimdi de ben bakıyorum,

Kırık düşlerimden

tutsak gülüşlerine dalıyorum

Ve yine sayıklıyorum

Düşlerimden her gece

bir bir seni ayıklıyorum…

 

Hakan OĞUZ

20.03.2008

~~~Hakan~~~

 

    TUTSAK DÜŞLER...


 

Sonunda bitti artık özgürüm
Tutsaklığın gölgesinden
özgürlüğün güneşine atmıştım adımımı
Bitmişti cezam, geçmişti hapislik günlerim
Ama geçmemişti sensiz geçen günlerdeki özlemim
Hiçbir zaman dinmemişti
ve de dinmeyecekti yüreğimde ki izlerin
Vuslata giden hasret gecelerinde
Yüreğimde vuran sevda hecelerinde
Çarpılara bürünmüş duvar köşelerinde
Yalnız senin adın geçiyordu.
Yalnız sana kavuşmanın vereceği mutluluk
firari duygularımı bastırıyor
yalnız senin varlığın
benim yokluğuma engel oluyor,
mantıksızlığıma dur diyordu.
sürgün edilmiştim ben yüreğinden,
gözlerinden, o sıcacık ellerinden…
her şeyden geçirdiler de
bir senden geçiremediler beni
bir seni bitiremediler ben de
Gözlerimi kapatınca sen düşüyordun düşlerime
Gülümsüyordun demir parmaklıklar ardından bana
elimi uzatınca sana, yok oluyordun bir anda
aynı zamanda çok oluyordun
Her gece düşlerime gelişlerinle
Seni benden ayırmak isteyen
Düş bozanlara çok oluyordun!
Sessizliğimin sensizliğe vurduğu
Her dakika bitmek bilmeyen
Bir yol oluyordum
Sense üzerimden geçmeye hazırlanan
aşikar bir yolcu…
Her adım atışında özlemlerim kanıyordu
Tutkularımın dinlenme tesislerinde!
Yol bitmiyordu, yıl bitmiyordu
Zaman geçmek bilmiyordu.
Sen susuyordun
Ben ise zemheri soğuklarda volta atıyordum
Üşüyordum, her gece düşlerimden
düşüyordum
Fakat sen bilmiyordun, görmüyordun
Anlamıyordun ve hiçbir zaman da
Anlamayacaktın…
Sen tutsak düşlerimde bir ömür boyu
saklı kalacaktın…

Hakan OĞUZ

03.03.2008

 

~~~Hakan~~~

 

GİDİYORUM, TÜM GİTMELERE REST ÇEKEREK

 

“Şimdi gitmemelisin” sözcükleriyle başlayan ve “bu aşkın sonu bu şekilde olmamalıydı.” cümlesiyle devam eden parçalanmış aşk hikayesinden bu yana tam 130 gün geçti.

Gecesiyle gündüzüyle kahır dolu bir 130 gün… Gidenin yüklediği yükü taşımanın kalana

farz olduğu şu hayatta artık ne yük taşıyamaya dermanım, ne de benliğimi her

defasında yitirdiğim, dipsiz girdaplar içersinde sürüklendiğim gecelerden sabaha

çıkmaya cesaretim kaldı. Betimsiz bir yaşam tarzına sürüklediğim kendimi,

fütursuzca davranışlarımla, şizofrenik bir çizgiye doğru ilerlemeyi göze almış bir

ruh haline bürünmeye başlamıştım. Aynada gördüğüm silüetim bana örümceğin ağına

düşmüş bir sineğin son çırpınışlarını anımsatıyordu. Çırpındıkça ağ daha da hızlı bir

şekilde sarıyordu sineği ve az ilerde bulunan örümcek az sonra yiyeceği kurbanının

son çırpınışlarını,boşa çırpınışları büyük bir zevkle izliyordu. Bir müddet sonra sinek kaderine razı gelip çırpınmaktan vazgeçince örümcek harekete geçerek ölümcül

darbesini indiriyordu. Evet ben de içinden çıkamadığın soru(n)ların içinde çırpındıkça

ve senden kurtulmayı istemeye çalıştıkça daha da çok sana sarılıyordum. Yüreğim

sana daha da bağlanıyor, seni içimden atmaya çalıştıkça tüm hızınla kanıma işliyor,

bütün benliğime sahip olmaya başlıyordun. Sen, beni kurban seçmiştin. Oysa ki ben

sana zaten kurbandım, bu can zaten sana kurbandı. Ama sen anlayamadın ey sevgili! Kaçamıyordum, kurtulamıyordum ve sen beni öylece izliyordun. Hareketsiz, sessiz bir şekilde. Duvarlarını tırnaklarımla kazıdığım ve tırnaklarımdan sızan kanlarla belki

görür de gelirsin diye duvarlara adını yazdığım odamın hayaletiydin sen. Normal konuşmalarla bir şey ifade edemediğimiz aşkımızda susarak konuşmaya çalışıp kendimi tekrardan ifade etmek istiyordum sana. Belki bu şekilde anlardın sana sevgimin

sınırsız, kelimelerin kifayetsiz olduğunu.

Fakat ne yaparsan yap seni suçlayamıyordum. İçimin benim göremediğim mavi yanı

seni savunuyordu bana. Hem de nasıl bir savunma! Öyle ki an geliyor kendi mantığıma

bile yeniliyordum bu beyin fırtınalarında. Ve an geliyor yengi sandığım yenilgilerden

medet ummaya çalışır vaziyette buluyordum kendimi! Artık zamanı gelmişti aşk-ı hayat adlı oyununun son perdesine oynamaya. Sensiz, sessiz, kısa fakat akılda kalıcı bir son hazırlamıştım. Kimi yapamadı kaçtı diyecek, kimi onurlu son seçti diyecek, yüreğim ne olursa olsun seni sevecek, cebimdeki son dörtlük her şeyi belgeleyecek…

 

Hoşçakal sevgili gözün arkada kalmasın

Son dörtlüğümdür bu sana, başka kimse almasın

Benim son aşkımsın, dediklerim yalan olmasın

Sağlam bastım tetiğe kurşun namluda kalmasın…

 

Katili sen, faili sen bu aşk oyununun galibi sen…

 

Hakan OĞUZ

22.02.2008

 

January 12

.*.

 
…DEPOZİTOLU KALP…

 

Tutsak bir aşkın gölgesinde

Yaşıyorum gündüz gece

Aşk,en kutsal mabedimdi benim

Kırılgan deli sözlerle ezilmiş

Çaresiz gidişlere dur diyememiş,nezelmiş

Şimdiler de kırık dökük bir hale gelmiş

Uçurumun kenarındaydı aşkım

Uçurum çiçeğine olan sevdam yüzünden

hayatım uçsuz uçurumlar kenarında geçmişti

Ve şimdi yolun sonuna gelmiştim.

Oysa ki bir gülüşüne bir ömür adamış

Bir gelişine bin gidiş feda etmiştim

Şimdi yoksun, ben de yokum ey yar

Varoluş nedenimken yok oluş sebebim oldun.

Geldiğin de sana verdiğim depozito kalbimi

Giderken iade etmeyi unutup, yanında götürdün

Şimdi kalpsizim, sevda/sızım

Zamanın içinde yok olmaya adayım…

Bu sefer uçurum çiçeğini almak değildi derdim

Yıllar boyu kıyılarında dolaştığım uçurumla

Yüzleşmekti bu son gelişim

Sonunda geldim işte bırakıyorum kendimi

Düşüyorum içinde ki boşluğa

Ne olur tut beni…

 

 Hakan OĞUZ

10.02.2008

 
 
 
 

HÜZÜN KOKULU YALNIZLIK

 

Yarim, menekşe kokulu yarim

Sen hüzün kokulu yalnızlık nedir, nasıldır bilir misin?

Yoksa yalnızlık hüzün kokar mı deyip gülüp geçer misin?

Aslında sen ne yalnızlığı bilirsin

Ne de hüznün ne anlama geldiğini bilirsin

Çünkü sen asla yalnız kalmadın

Asla hüznü alıp yüreğinin baş köşesine koymadın

Damarlarından kan yerine zehir geçmedi senin

Asla ıssız yollarda başın önde yağmur altında dolaşmadın

Yüreğinin götürdüğü yerde değil de

Aklının yitirdiği yerde gel-gitler yaşamadın sen

Ve her şeyden önemlisi kalabalığın içinde

Kendini asla yalnız hissetmedin.

Ben çok yalnız kaldım ey yar

Senin yanında bile sensizliği yaşadım.

Yaşadıkça tattım yalnızlığı derin derin

Çektim nikotin yorgunu damarlarımdan içeriye

Adı sensizlik olan bu yalnızlığı…

Kapattım perdelerimi, dünyayı bir daha görmemek üzere

Ve kokusu buram buram etrafı saran yalnızlıkla beraber

Hüznün en koyu karanlıklarında susarak kaybolmayı seçtim.

Bir sigara daha yaktım, geçmişimden bir daha geçtim.

Peki söylesene, sen menekşeden başka koku bilir misin?

Geçmediğin yollarda ne kadar bilgili olabilirsin

Yaşamadığın yaşantınla neleri yaşatabilirsin

Yoksa aşkı sadece üç harfe mi sığdırırsın sen

Benim sevgim İstanbul gibi derdim sana

Bak şimdi İstanbul ağlıyor tutkulu ve çocuksu...

Yedi tepesinden yedi ağıt yakılıyor

Kız kulesi karaları bağlıyor

Beyoğlu sen olmayınca pek bi nahoş

Işıklar her zamankinden daha loş

Kafam bir hoş, her şey bomboş…

Ve ben, yine hüzün kokulu yalnızlıklarımla

yarım kaldığım aşkına bir veda daha edip

yaşlı gözlerimle sana bakıyorum

ve seni son defa anılara gömüyorum…

 
 

Hakan OĞUZ

22.01.2008

 
 
 
Hakan
 
 
"SUS"

 

Yokluğunun bilmem kaçıncı gecesindeyim

Gecenin ayazında içimin maviliklerinden

Dışa kovulan son umutlarım

Sevda yüklü katarlara yüklenip

Sözün bittiği yere doğru yolculuğa çıkmışken

Ben ise sensizliğin bana armağan ettiği

“Sus”larımı ağırlamaya başlamıştım

Bende ki “sus”lar üç harften ibaret değildi

Bana ait olan tüm kelimelerimi kaplamıştı

Tüm benliğimi sarıp sarmalamıştı

Kendi hapishanemde mahkumları oynuyordum

Sana susuşlarımla, senin susuşlarınla

Ayaklarıma prangalar vurulmuştu

Ellerime kelepçe

Ne zaman bitecek bu işkence

Hangi yana çekseler, nereye döndürseler

Sana çıkıyor tüm yollar

Sana açılıyor bütün kapılar

Kesmiyor mu seni bu hapislik halim

Tatmin etmedi mi çektiğim çile?

Artık benden pes

Hayatımın son biletini istediğin gibi kes

İster öldür, istersen ez

Ama hediyene dokunma

“Sus”larıma sakın dokunma

Onlar umutlarımın gittiği yerde,

Sözün bittiği yerde

Zamanı gelince “KONUŞACAKLAR”

 

 

Hakan OĞUZ

11.01.2008

 

December 18

.

BİR CİLTLİK KİTAP

kaçmak kolay derler .
değil işte!!
teslim olmak hepsinden daha kolay.
ben en zor olanı;
sana teslim olarak kaçmayı başardım.
sana teslimiyetim ruhumdan ibaret

bana kalan bir avuç bedenim yollara vurduğum....

yollar bitmiyor gitmekle, sen de bitmiyorsun içimde
kelimelerimi ateşliyorum göğsünün sol yanına
kendi isyanımı işliyorum içine senden habersiz
derinlere düştüğüm dipnotlar;
için her acıdığında beni hatırlayasın diye

unutmak kolay değil okyanus gözlüm kaçmak da...
kendimden ne kadar uzaklaşabilirsem,
senden de o kadar kaçabiliyorum
teslimiyet bayraklarımı toplayarak geri dönüyorum kendime
kendi karanlık sularıma ışık olasın diye resimlerini yakıyorum bir bir

sulanacak çiçekler var içimin bi köşesinde
onlarla da konuşmuyorum sen gittiğinden beri
yeni kelimeler ekiyorum saksılara
deva olup sarsınlar yaralarımı diye

destanlar yazıyorum bize dair
hatta masallar; hiç yaşanmamış varsayarak
seni sen yapan herşeyinle sayfalar,
satırlar ve kelimeler arasından
beni yansıtanları içinden ayıklayıp,
beni ben yapıyorum.
seni satır aralarında bırakarak, bir ciltlik kitap oluyorum
önsözü sana ithaf edilmiş,
son sözü bende saklı...

( Esra Soytürk )
 
 

~~~Hakan~~~

Düştü ellerim içindeki boşluğa,
Çırpınırken tutunmak için,
Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı…
Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık


Gömdükçe başımı yastıklara
Gözlerimden düşen her damlayla
Çiçek açtı çarşaflar…

Kirpiklerimi yoluyorum tek tek
Törpüleyip saklıyorum,
Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı
Rüyalarına batmasın diye
Gerçek kadar acıtmasın içini diye…

Her nefes alışınla
Saçlarımda ki tüm kırıklar
Sana uzanıyor
Her kapı aralığında
Burnuma saplanan
Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar
Tüm hücrelerime işleyen,
Ruhumu titreten.
Manzarasız tüm pencere önlerinde
Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum
Şimdi uyandır beni bahara…

Sınırı çoktan aştı haddim
İçinin tüm katran karalarını
Hakkım sayarak kazıyorum
İçinin boşluklarından.
Benim artık bütün siyahlar
Sarsam da yakışmaz sana
Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline
Ve tezatlık yorar seni
Yorgunluğun sardığında beni
Bir damla su olurum okyanusta
Fark edilmeden dalgalanır
Sana durulurum…

Başla hadi sıra sende sar beni
Yalnızlığıma ilaç, içinde h-iç et beni
İçinde iç et beni
Koca şehir yutsun diye
Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından
Kesilirse sana gelen yollar;
Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı
Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…!

Nereye yağsam acı taşar
Şehrin tüm sokaklarından
Kuruyan bedenimle titreyen
Sonbahar yaprağıydım ben;
Kızıl baharlara özenti.
Hiç değişmedi ki mevsimler
Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım,
Islayıp içime bastım.
Hadi şimdi sıra sende
İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla.
Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun.

Başım göğsümde salınırken
Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle
Sana odaklı tüm düşüşlerim
Delilik hali bu;
Sigara dumanında ki kıvrımlarda
Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak.
Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak
Sokaklarda gölgeni aramak…!


Sonbahar,
sonbahar olmalı…
sebebi sonbahar…
soyunup tenden ruhunu giyinmek.
üşümüyorum
 üşümüyorum…!

( Esra Soytürk )

 

~~~Hakan~~~

 

BEYAZ BİR SAYFADIR ÖLÜM

 

Sen Bu Şiiri Okurken
Ben Belki Başka Bir Şehirde Olurum.
Kötü Geçen Bir Güzü
Ve Umutsuz Bir Aşkı Anlatan,
Rüzgarla Savrulan
Kağıt Parçalarına
Yazılmış
Dağıtılmamış
Bildiriler Gibi.
Uzun Bir Yolculuğa Hazırlanan,
Yalnız Bir Yolculuğa.
Çünkü Beyaz Bir Gemidir Ölüm,
Siyah Denizlerin Hep
Çağırdığı,
Batık Bir Gemi,
Sönmüş Yıldızlar Gibidir.
Yitik Adreslere Benzer
Ölüm.
Yanık Otlar Gibi.
Sen Bu Şiiri Okurken
Ben Belki Başka Bir Şehirde
Ölürüm.

(BEHÇET AYSAN)

 
 
~~~Hakan~~~
 
ÖLÜM GİBİ
 
Aşk henüz gidilmemiş bir ülkedir, diyorsun
ne kadar uzak gitsen çıkamazsın teninden
kendinden çıkamazsın ne kadar yakın gelsen

sessizce dinliyorum gecenin çanlarını
açık bir yara gibi çalıyor çanlar
vuruluyor sesinde çanların hayvanları

çıkamıyorum senden ne kadar uzak gitsem
sana varamıyorum
ne kadar yakın gelsem

gözlerinde
acının ürperen tenini okşuyorum
nereye akar, hangi ölü denize
istiridyeden koparılan incinin kanı
biliyorum

ölüm gibi devam ediyor gece
susamış bir yangını söndürerek kalbimde
çekiyorum körelmiş bir ateşin bayrağını
sesindeki çanların en yüksek kulesine

kapanıyor gecenin ağır kapısı
sonsuz mavi bir cam kırılıyor içimde

öpüyorum
öper gibi gözlerini son defa
ölüm gibi bir aşkın gözyaşlarını.


(AYTEN MUTLU)
 
Hakan 
 
SESİNE UYKU KAÇMIŞ ADAM
Bir adam vardı bu şehrin bir yerlerinde
Sesine uyku kaçmış bir adam
Ağlasa duyardınız
Yağmur şırıltısı gibi yağardı düşler ormanına
Yüzü silik bir adamdı
Gözlerinde
En çok da gözlerinde saklıydı hüznü
Bu yüzden kısardı gözlerini
Buz gibi sessizdi o
Sesine uyku kaçmış bir adamdı
Ne zaman düş kursa
Çocukluğunun soğuk günleri gelirdi aklına
Gençliğinin
Deli fişek günlerine yazgılıydı yazgısı
Vadesi dolmamış toprakların
İnce tortularında saklıydı ruhunun gizemliliği
Ve bir gün
Bir şeylerin intikamını bıraktı ardında
Bir türlü alamadığı
Şapkalı günlerin umut kokan güvercinleriyle birlikte
Gitti bu şehirden
Sesine uyku kaçmış adam
Gecelerdir onu düşünüyorum
Uykularım kaçıyor.
(Kahraman Tazeoğlu)
 
 ~~~Hakan~~~
 
SUSKUN

yağmurlar adını çizseydi yüreğime
gözyaşı tufanlarıyla
yağmalanmazdı bu sevda
oysa
amansızlığın burçlarında
bencilliği unutup
sencil yaşamak vardı bir zaman
hasret kokulu günlerin tortuları
böyle çökmezdi gözlerime
hani sevdalar sevda gibi yaşanırdı
hani yenilgi sandığın yengiler vardı suskun

yüreğimi kanırtmışlığınla
çekip gitmişliğinleyim
uçurumlarca uzağım sana
kan revanım
bu kadar mı kadük
bu kadar mı derme çatma bu sevda
suskun

çorak toprakların
köhne çatlaklarına ağlarım
öyle ölgün öyle perişan
bulutlar kırılır başımın üstünde
ve
bağışlamalar serpiştiririm sulara
yılları unuturum yolları beklerken
gelmezsin suskun
dillenmeden yıllanırsın suskun

tamiri olmaz bitenlerin
yarınların gardiyanlığı düşer bize
özü sevdasında saklı suskun

seni anlatmaktan yorgun mektuplar var
iflah olmaz ve
yaralı şiirlerle dolu
dipsiz kuyulardan
şahikalara doğru

al beni götür kendine suskun
üşütmez bizi tenhalıklar
yakışmaz bu öfkeler bize
sevilmişlik kokuyor dudaklarımız
sözlerce serpin bana
ört ateşimi suskun
 
 
(Kahraman Tazeoğlu)
 
 
 
 
BİZ
Yaşıyor ama uzaktaysam senden
Bil ki seni hiç unutmadım
Ölüm değilse bizi ayıran
Yazık olmuş, hata yapmışız
Senden ya da benden ne farkeder
Şeytana uymuş aşkı yakmışız
 
Adımı söylemezdin bana seslenirken
Aşk derdin, aşkım derdin
Her aşk dediğinde
Beni kendine daha da aşık ederdin
Buluştuğumuz anları hatırlıyorum
Güller açardı gönlümde sen gelirken
Üç-beş saat bile ayrılsak
Yapraklarım dökülürdü sen giderken
 
Yanyana duran iki yıldızdık sana göre
En parlak, en güzel olanı bendim
Gökyüzünde ki tek yıldızındım senin
Fırtınalarda saklanıp korunduğun
Liman olduğumu söylerdin
Ömrünün sonuna kadar beni seveceğini
Kalbini kalbime kelepçeleyip
Anahtarını okyanusa attığını söylerdin
 
Benim için kıyamet seni kaybettiğim gün demekti
Ruhumda sakladığım en değerli hazinemdin
Sonsuza kadarda saklayacağım
Yokluğumda sen nasıl olursun hayal ettiğimde
Seni mutlu, çok mutlu görüyorum
Çünkü hep öyle ol istedim
hatta hatta belki yeni aşklar tanırsın
tanı zaten
Her şeyin güzeli senin olmalı
Aynı şeyi isteme benden
Yerine kimseyi koyamam ki
Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki
Sen bana aşk dedin, bizi kirletemem ki
 
Bazı şarkılar vardı birlikte sevdiğimiz
Senin bana, benim sana söylediğim
Onlardan biri yada benzerini duyarsan
Beni anımsar gülümsersin
Ben mi? ben hiç unutmayacağım ki
Okyanusa attığın anahtarı biri bulurda
Bizi bizden çözer diye
Daha iyisini yaptım seni kalbime kazıdım
Her atışında hatırlamak için
 
Yaşıyor ama uzaktaysak birbirimizden
Bil ki seni hiç unutmadım
Ölüm değilse bizi ayıran
Yazık olmuş hata yapmışız
Eğer ölümse bu ayrılığın sebebi
Ve bensem önce giden bu alemden
Kederlenme çok
Tıpkı benden istediğin gibi
Kendine sahip çık
Bensem kalan geride
Zaten sen hep göreceksin
Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki
Sen bana aşk dedin, bizi kirletemem ki
 
Küs olduk, ayrı düştük duramadık ki
Savaşları sevemedik ki barış olduk biz
Hüzünlendik dilden kaçan bazen iki lafla
Sevişmeye sebep ettik ayrılıkları
 
Niyet ettik, söz verdik en büyük aşka
Başkasının sevdasına imrenmedik biz
Neysek oyduk, öyle kaldık aynı inançla
Kimsenin öyküsünden kopya çekmedik
 
Ne acıdan, ne kayıptan
Korkmadık ki hiç biz
Ne kavgalar atlattık ta
Yılmadık ki bir gün
Üstüne gittik sevdanın
Yenilmedik ki
Kimsenin duygusundan
Çalmadık biz
 
Başkasının oyununu bozmadık biz
Bu dünyanın uyumunu bozmadık biz
 
(Soner Arıca)

 

SEVDİM

Elimde dünden kalma yarınlarla
Ansızlık anıtı bir kente geldim
Ben bu şehirde en çok seni sevdim
Nikotin yorgunu
Titrek ellerinden içeri girdim
Şehir gözlü kız dedim adına

En okunaklı yeriydin alınyazımın
Gizleyemedim
Geceleri kılık değiştirdim
Ellerini soyunup gözlerini giyindim
Akşam sağanaklarıyla indim gizli
Bahçelere
Bulutu yüzüne çevirdim
Kirpiklerinden sağanaklar başladı
Gözlerin geceye yağdı
Karanlığım ıslandı
Sonra sana vurdu, sana sustu bütün
Gitmeler

Martı kanadına yüklerken durgunluğunu
Bir yalnızlıkta tutukladılar yüzümü
Anısı kaldı düştüğüm uçurumların
Beni en aşk yanlarımdan astılar

Kuşlar güne inerken sesin çizildi
Kanatlarına
Ve sen hep vardın
Tutulduğum karantina nöbetlerimde
Sonra kaşlarıma muştulandı
Eriyen gecenin çelik izleri
Tersine çevirdim ağlamaları

Bilir misin fırtına gözlü kız
Bana en güzel düşmeleri bıraktın
Uçurum gözlerinden
Yarın bütün gemiler sende duracak
Ve senden doğacak güneş
Bakışların
Namluya sürülmüş bir kent olsa da
Ben hep uçurum gülleri ekeceğim onlara
“bugün güllerden sarı”

Yalnızlık yığılıyorken
Esrik bir şehrin ortasına
Bu gece yağmurum sana
Gözbebeklerine koy beni

Gidişlerinle susuyor bütün koridorlar
Ama olsun
Ben bu şehirde en çok seni sevdim...

(Kahraman Tazeoğlu)

 

    Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket   Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket   Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket     

AŞK GECİKMİŞ BİR MUTLULUKTUR

Gün devrildi
Koca bir yürek kaldı altında
Oysa gölgeli bir parantezdi günler
Yüzünün deltasında
Pazartesiden cumartesiye
Aşk aynı gün ölmekti belki

Son tren çığlığında
İstanbul çeker giderdi içimden
Kırık zarlar kalırdı geriye
Ve ben
Saçlarımdan başlardım yaşlanmaya

Bazen öyle güzel susardın ki
Ağzımdan koparılan bir çığlıkla
Eklenirdim sessizliğine
Yaralı sandallar geceye açılırdı
Yüzün habersiz kopuk bir kirpik taşırdı
Düşürmenden korkardım
Solcu bir kız gibi bakardın
En mavi yanlarıma
Tutulur kalırdım

Aşk gecikmiş bir mutluluk oluyor
Aşk engelli yüreklere
Ve meleklerin aşık olduğu çocuklar
Hala erken ölüyor buralarda
Biliyor musun
Bazen acıyorum bu şehre işte bu yüzden

Vatan caddesinde
Her gece bir, sarhoş ölüyor
Sen giderek yaklaşıyorsun
Şiir gecelerime
Yasak denizlerde yüzüyoruz oysa biz
-kulaç atmayı bilmeden-
Sense bana eski bir şarkıyı dinletiyorsun
bir hadise var kimse bilmiyor

Yalnızlık düğümlenip sen çözülmek
Ne garip şey

Ben ölürüm şehirler geçer içimden
Zaman gözlerinde durur
Karanlığı yarınca bıçkın bir otomobil farı
Şehrin camlarından yansız ışıklar
Şubat gözlerinde iki yıldız olur
Dokunamam
Yeni yetme ürkülerin var şimdilerde

Hüznünden yapılma şen
Kahkahandan tanırım seni
Bir de içindeki kırık aşklardan
Ki içinden kusamadıkların
Beni zehirler en çok
Çünkü yanlış insanlara ağladığın
Geceler saklı bu kentin koynunda
Sonra
Sana uzak bir radyoda anlam bulur sesim
Sesim ki
Şehla bir üveylik yavrusuyla kazınmıştır
Bu kentin duvarlarına, kaldırımlarına

Bir martı ölür İstanbul kadar
Bir İstanbul kadar ölürüm
Ve şehir çürür içimde
Sancılı bir sokak kalır sana

Sanırım uykun geldi
Çünkü gözlerim kapanıyor
Bu intiharlar daha ne kadar saklanır bilmem

Ey benim yangınlar ortasındaki fesleğenim
İşte böyle geçiyor günler
Sonra bir gün daha devriliyor
Koca bir yürek kalıyor altında

Bir susuşta sen oluyorum
Seni gözlerinden seviyorum...

(Kahraman Tazeoğlu)

 

 

TÜKETİYORUM ÖMRÜNÜ KELEBEK YÜZMELERİN

 

Korkuyordum,
Yaralarım diye seni
Serseri mayın tesirli sözlerimle…
Sınır dışı edilmiş merserize serinliklerimde
Titrersin diye,
Korkuyordum!

Tek şeritli bir otobanda,
Kaza süsü verilmiş bu ilişki
Daha fazla sürmezdi
Biliyordum…

Bu ten, bu beden yoracaktı
Bu coğrafya, bu iklim bozacaktı
Bitki örtülerim sarmaşık kılığında boğacaktı elbet seni!
Biliyordum başından beri
Biliyordum adım gibi…

Yarı ıslak, çırılçıplak küflü bir kırgınlık sızarken gölgemden
Biliyordum takvimsel uyuşmazlık
Ya da şiddetli betimsizlik bahanesiyle
Tedavülden kaldırılmak üzereydi bu ilişki zaten!


Şimdi göğsümde köpüren köprücük sularımda
Tüketiyorum ömrünü kelebek yüzmelerin…
Küreksizim, nefessizim!
Bir körünki kadar ağır adımlarım,
Bir sağır kadar dilsizim!

Sanki ikinci sınıf bir oyunun açılmayan perdesinde,
Figüranca unutulan repliğin son hecesindeyim!
Ya da kılçık kıvamında boğaza düğümlenen
Ekmek arası etkisiz bir ünlemim!

Ama biliyordum
Çok açıktı,
Aşacaktı seni parantez içlerim,
Beş bilinmeyenli denklemlerim…
Yoracaktı gam küpüyle çözülmeyen formüllerim!
İç acılar toplamımı aşmadan yenilgilerim
çekip gitmeliydim,
Çekip gitmeliydim!

Ekvatora kırk derece eğriydim
Yazları kurak, kışları kederliydim,
Yer yer parçalıydım,
Bulutluydum,
Nemliydim!
Seni bu iklime hapsedemezdim!
İşte bu yüzden
Gitmeliydim,
Gitmeliydim!

 

(yEşİm KıRLı)

 

November 15

GÖNLÜMDEN KOPANLAR...

 

~~~Hakan~~~

 

 

 

DÜŞ(üm)DE  DÜŞ(ün)MEK

 

Senden sonra ilk defa

Geleceğimi düşündüm dün gece

Düşündüm düşümden düştüğüm

O dönüm noktam olan gece

Bir hayat vardı bize yaşanması için sunulan

Bir hayat vardı geleceği kusursuz olan

Gidişinle ne yaşanılacak bir hayat kaldı

Ne de uğruna çabalanması gereken gelecek

Geriye kalan sadece numarasız sayfalar

içinde kendine yer arayan

Parça parça bölünmüş

anılar arasındaki düş kırıkları…

Ne olacaktı benim sonum?

Geçmişim miydi tek korkum

Yoksa geleceğin getireceği yokluk içindeki

Boşluk muydu varım yoğum?

Bilinmezler içinde daha ne kadar yol alabilirdim ki,

Bir adım atmaya bile mecalim yokken…

İşte bunları düş(üm)de düş(ün)düm.

Düştüm hesaptan, aşktan olan tüm alacaklarımı

Sildim bir kalemde bütün bakiyelerimi

Sıyrılmak ister gibi içimde ki bu aymazlıktan

Mahşerde tekrar açmak üzere

kapadım tüm hesaplarımı.

Kaldırdım içimde uyuyan

Unutulmaya yüz tutmuş o masum çocuğu,

Kaldırdım içimde ki lal olmuş çocuk

İçin kullanabileceğim tüm başkaldırışları

Artçı şoklar halinde gelen tüm

Tümcelerime ait yüklemlerim

yeniden öznelerine kavuştular

birer birer gizlendikleri yerlerinden çıktılar

içimde ki lal olmuş çocuğa hayat verip

yaşama sıkı sıkıya sarılmama,

düşlerimle yaşattığım sana olan

bağnazlığımdan kurtulmama

yeni bir sayfadan dünyaya bakmama

sebep oldular.

Artık cümlelerimde ki gizli öznem değilsin

Ve bembeyaz sayfamda kendine yer

Bulamayan bir siyah nokta kadar

KİFAYETSİZSİN…

 

 

HAKAN OĞUZ

16.11.2007 

 

 

 

~~~Hakan~~~ 
 
GİZLİ BAHÇEM

 

Saat gecenin bir yarısı 

Uykusuzum,susuzum ve sensizim

Sızım, sızım sızlar yüreğim.

İşte bu sefer oldu deyipte sonunda

hüsran yaşayanlar vardır ya

ben de onlar gibi kadersizim.

Senin, ağzıma bir parmak bal çalar gibi

verdiğin bir yudum mutluluğun bile

Bana bir ömür yetebileceğini sanmışım

Yanılmışım,kanmışım, ben sana aldanmışım.

Artık yağmur sonrası toprak kokmuyor bahçem

açmıyor dikensiz güllerim,

ve ötmüyor dalında bülbüllerim.

Sen gittin gideli gönül bahçemde olduğu gibi

Evimin bahçesinde de bir yas havası hakim.

Kimsenin yaklaşmaması için

dikenli tellerle çevirdiğim bahçem artık

kan kokuyor, kin kusuyor, hep susuyor…

Ama bu kin sana değil melek yüzlüm.

Sadece kötü talihime, kara bahtıma.

Yani isyanım kendime anlayacağın.

Seninle yaşanan iyi ya da kötü her şey

seninle güzeldi, seninle özeldi.

Senden sonra da tatlı bir anı

olarak kalmasını sağlayacağım.

Ama artık ağlamayacağım.

Göz yaşlarımı kimse görmeyecek,

kimse acı çektiğimi bilmeyecek,

seni unuttuğumu sanacak herkes,

oysa ki ben seni herkesin bir nebze

bile olsun görebildiği gönül bahçemde değil

çıkış kapısı olmayan kimsenin yerini dahi bilmediği

GİZLİ BAHÇEM de saklayacağım.

Seni sonsuza kadar orada yaşatacağım…

 

 

HAKAN OĞUZ

08.11.2007   01.30

 

 

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~

SORGULA BENİ…

 

Bir insanı yargılamak kolaydır

Hele yargısız infaz yapmak en kolayıdır.

Bu ilişkinin bitişini kaldıramadığımı

Söylüyorsun, kabullenemiyorsun diyorsun

Israr ettiğimden bahsediyorsun

Beni boş yere yargılıyorsun…

Yargılamadan önce sorgula beni…

Önce sorgulanmak isterim

Sorgula ki gerçekleri duyasın,

Hislerimi anlayasın.

Tabi gerçekler acı geleceği için

Kolay yolu tercih ediyorsun.

Sana da bu yakışır, her şeyin kolay

kestirme yolunu seven sen

kaçışın da kolay yolunu seçmişsin.

Hemen bitti gidiyorum eyvallah!

Ohh ne ala memleket!!

Hadi kendin bunu yaptın, kaçtın.

Benden de  bunu hemen kabullenmemi mi

Bekliyorsun?

Daha çok beklersin gülüm?

Öyle kolay kaçış yok.

Olmadık zamanda insanın hayatına gir

Kafana esince en olmadık zamanda çek git…

Yok öyle yağma!

Buna itiraz edince de kabullenemediğimi

Söyleyip yargılıyorsun beni

Yargıla, yargıla ama yargılamadan önce

Sorgula beni! Sorgula beni ki, gerçekleri

Duyunca yüzün kızarsın?

Sorgula beni ki aşkımın büyüklüğünü anlayasın.

Ama senin için ne fark eder ki?

Aşkmış, sevgiymiş bunların hepsi yalan…

Gerçek olan, gerçek olan…

Neyse boşver gerçeklerin senin için ne

Önemi var ki? Yalanlar üzerine

Kurulu bir hayatta gerçekler neyi

İfade eder ki?

Hadi git şimdi, arkanı dön ve çek git

Kendine yakışanı yap…

Dur bekle!

inandın mı yoksa bu söylediklerime?

Dur ne olursun hemen gitme!

Bir şans daha ver aşkımıza

Ya da aşkıma!

Benim aşkım ikimize de yeter merak etme.

Onu da mı kabul etmiyorsun

Tek şanslık değeri de mi yok bu aşkımın.

Anlaşılan bu aşkı ben tek başıma

yaşamaya devam edeceğim.

Gittiği yere kadar da yaşatacağım

Bundan şüphen olmasın veya olsun

Senin için ne ifade eder ki artık.

İyi peki o zaman senin istediğin gibi olsun

Yolun gülle dolsun

Her şey gönlünce olsun

Sen de KENDİNE İYİ BAK…

 

 

HAKAN OĞUZ

23.10.2007 –  23,30

 

 

 

Yalnızlık ve Çelişkiler Üzerine...

 

 
Saat gecenin bir yarısı ve ben hala ayaktayım her zaman olduğu gibi. Yüreğimle bir
başıma yapayalnızım. Gözlerim uykusuzluktan kan
çanağına dönmüş bir şekilde olmasına rağmen bir şeyler karalamakla uğraşıyorum. Ne şafak
sökmesini bekleyecek kadar sabrım kaldı, 
ne de bir daha ki uykusuz geceyi kaldırmaya gücüm. Nereye kadar sürecek bu işkence. Neden
hep 3-5 nöbetlerini tutmak zorunda kalıyorum.
Ey aşk sen nelere kadirsin. Askerde bile tutmadığım 3-5 nöbetlerini bana her gün tutturuyorsun.
Aslında aşk da değil bu acımasızlığı bana yapan. Aşkın suçu günahı yok. Tek suçlu aşkı hiçe
sayan çekip giden sensin vefasız sevgili evet sen. Sen yanımda olsaydın bu acıyı
yaşarmıydım ki ben? Sen gittin gideli hep aynı senaryo uykusuz geceler, mecnun vari bir
gündüz sadece tek fark akreple yelkovanın sürekli
yer değiştirmesi. Evet yine eski sevgilimle başbaşayım. Kim mi o? Tabi ki yalnızlık! Yalnızlık
benim eski sevgilim,dert ortağım. Bir dönem dostum oluyor, sonra tekrar sevgilim.
Şartlar ne olursa olsun bir türlü benden kopamıyor.
Nasıl olursa olsun bana geleceğini biliyor ya da
benim ona döneceğimi. O benim en vefalı sevgilim. Ben ne yaparsam yapayım beni
hiç terketmiyor. Kızmıyor, darılmıyor hep anlayış içinde benim de onu anlamamı bekliyor.
Düşünüyorum da böyle vefalı bir sevgilim varken neden sonu belli olmayan başka
aşkların peşinde koşturuyorum ki? Allah’ım napıyorum ben kafayı yedim iyicene!
Günlerdir yerinde olmayan şuurumu kaybedeceğim neredeyse! Baksana yalnızlığı
bile kendime eş yaptım onunla mutlu bir gelecek düşünüyorum. Sonumun iyiye gitmediğinin
sinyallerimi bunlar yoksa! Neyse ki kulağıma gelen tını ve güzel sözler beni biraz silkeliyor.
“meğerse sulara yazmışım seni, meğerse rüzgara yazmışım seni” arkasından
üstadın söylediği muhteşem ve benim özetim olan söz;
“yüreğime söylediğim en doğru yalan oldun.”
Evet zerre kadar yalana tahammül edemeyen yüreğime söylediğim en doğru yalandın sen.
Üstelik işin ilginç tarafı yalanın yanından bile geçmeyen yüreğimin
 senin gibi bir yalana hiç itiraz etmeyişiydi. Bu nasıl bir çelişkiydi böyle. Tüm benliğime
kabul ettirmiştin kendini ve benim buna da hiç itirazım olmadı zaten.
Sen kendimden bir parçaydın. Peki sen de beni kabul etmişken bu bitiş,
bu terk ediş neden? Ömrümde bu yaşıma kadar cevabını bulmakta zorlandığım
hatta bulamadığım tek soru bu olsa gerek. Yavaş yavaş
şafak sökmeye başladı. Bugün kü nöbetin de yavaş yavaş sonuna
geliyorum. Hadi bugünü de atlattım ya yarın, diğer gün. Nereye kadar dayanabileceğim?
Vücudum nerede pes edecek acaba? Galiba benim istediğim de bu herhalde.
Uykusuzluk ve hastalık süsü vererek vücudumu iflas ettirip böyle bir son hazırlıyorum
herhalde kendime. Terk edilmeyi hazmedemeyip, bunu kaldıramayıp bir çılgınlık yaptı
dedirtmemek için bu oyunu sahneye sürüyorum galiba? Offf yine
kuruntularım başladı anlaşılan. Bu kadarı da fazla artık. Ben ne yaptığımı,
ne düşündüğümü bilmezken, bir mecnun misali derbeder bir
şekilde aylak aylak dolaşırken bu kadar ince hesapları nasıl yapabilirim ki!
Kendime bile gülüyorum valla. Ama bu aklıma geldiğine göre
belki de düşünmüşümdür. Allah’ım gerçekten aklımı kaçırıyorum galiba.
Kendimle bile çelişiyorum. Bu çelişki ilk
değil son olmayacak da bu gidişle anlaşılan. Evet bu geceyi de atlattık sayılır yarına
 Allah kerim. Nöbeti devredebilirim artık. Günün ne getireceği bilinmez ama
yarın ki nöbetin bana bir sürü çelişki getireceği kesin. Buna da alışacağız artık,
 yalnızlık ve uykusuzluğa alıştığımız gibi. Zaman alışmayı öğretiyor da,
iş unutmaya gelince bayağı bocalatıyor insanı. Neyse sağlık olsun, her şeye rağmen
 yine uykusuz geçen bir geceye elveda
ve her şeye rağmen gecesini dahi bildiğim yeni bir güne merhaba.
Tüm çelişkilere ve olumsuzluklara rağmen merhaba…

 

HAKAN OĞUZ
07.11.2007   04.30

 

BEN   SANA  GÜLÜM  DERİM

 

 

GÜLÜN  ÖMRÜ  UZAMAYA  BAŞLAR...

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~ 

 

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~ 

 ~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~

 

Not : Resimli şiirler üyesi olduğum ve sizleri de üyesi olmaya davet ettiğim http://kahramantazeoglu.com sitesinden alınıştır.

November 12

ALDANIŞ & SEVGİLİYE MEKTUP ( II )

~~~Hakan~~~

ALDANIŞ

 

Doğdum

Önce sıcak bir kucakta

Yuva buldum.

Sonra derdimi anlatmayı öğrendim.

Ağladım,

Ben ağladıkça etrafımda pervane

Gibi birileri dolaşıyordu.

İlgiye sevindim ve sebepli sebepsiz ağladım.

Ama nereden bilebilirdim bu ağlayışların

Onları üzeceğini!

Yürüdüm,

Ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim.

Durdukça adım attım, attıkça yürüdüm.

İnsanın kendi ayaklarının üzerinde

Durmasının zorluğunu daha o zamandan öğrendim.

Büyüdüm,

Büyüdükçe sorumluluğum arttı.

Ama aynı oranda bana olan ilgi azaldı.

Artık etrafımda kimse dolanmıyordu.

Çünkü kardeşim olmuştu.

Bütün ilgi ona yönelmişti.

Kıskandım.

Kıskandıkça onu daha da çok sevmeye başladım.

Ve sevmenin kıskanmaktan geçtiğini anladım.

İlk defa aşık oldum, sevdim.

Hem de çok sevdim.

İlk aşk dedikleri olayın güzelliğini yaşadım.

Sonra ayrıldım.

Daha o zaman bile ayrılık yükünün

Ne kadar ağır olduğunu gördüm.

Unutamadım.

İlk aşkın asla unutulamayacağını anladım.

Anladım, anladıkça ağladım...

Tekrar sevdim.

Bu sefer olgun ve anlayışlı davranmayı öğrendim.

Daha uzun süreli bir ilişki yaşadım.

Yaşadıkça, yaşattım.

Mutluydum, gelecek için umutluydum.

Bu mutluluğun hep süreceğini sandım.

Sandım, sandıkça kandım,

Kandıkça, yanıldım.

Yanıldıkça aldandım. Aldandıkça ağladım.

Tekrar sevdim, tekrar yanıldım.

Sevmenin acıdan başka bir şey olmadığını anladım.

Anladıkça ağladım, ben hep karaları bağladım.

Artık ağladıkça kimse yanımda olmuyordu.

Tek kalmayı öğrendim.

Ve sevmemeyi, aşık olmamayı denedim.

Denedikçe düzeldim. Düzeldikçe geliştim

Geliştikçe daha da olgunlaştım ve

acılara katlanmaya çalıştım.

Asla bir daha sevmemek için kendime

söz verdim, yemin ettim.

Bir yanım hep boş kaldı.

Ama hayatımda acı ve keder yoktu.

Mutluydum,

Geleceğimden umutlu olmasam bile

huzurluydum.

Taa ki karşıma sen çıkana kadar.

Sen ki tövbelerin yemin bozduran meleği

Hayatıma sorgusuz girene kadar…

Karşı koymaya çalıştım

Ve yüreğimde ki korkuyu gördüm, hissettim

Bunu sende gördün ve beni

tek bu yönümden vurdun.

Önce içimden korkuyu aldın.

Sonra da kalbimi çaldın.

Usta bir hırsız gibiydin

İz bırakmıyordun ama damla damla

Sevgi bırakıyordun yüreğime.

Güvenmeyi öğrettin bana, öğrendim.

Ve korkunun ecele faydasının olmadığını…

Aynı zamanda herkesin de bir olmadığını.

Keşke seni daha önceden tanısaydım dedim.

Sonunda deneme yanılma yönteminin

Sadece denemeden ibaret olmadığını

bir kez daha üstüne basa basa anladım.

Denedikçe yanıldım.

Yine yanıldım, yine aldandım.

Sen de beni yanılttın, sen de beni kandırdın.

Herkesin bir olmadığını anlamaya çalışan beynim

Senin de diğerlerinden ne farkının

olduğunu bulmaya çalışıyordu şimdi.

Sende vefasız çıktın,

sende hayırsız çıktın…

Artık neye güvenip kime inanacağımı

Bilemez oldum.

Yine bana hüsran var yine bana acı

Sonu hep mi hüsranla biter

bu aşk denen ACI illetin?

Acı şeyden tatlı son bekler hale geldim.

Sustum

Sustukça düştüm.

Düştükçe yalnızlığa gömüldüm

Ve yalnızlığın en vefalı dost

Olduğunu gördüm.

Gördükçe sardım,

Sardıkça sarmalandım

Ve bundan sonra

YALNIZ BİR BEN OLDUM…

 

HAKAN OĞUZ    11.11.2007

 
 

~~~Hakan~~~

 

 
 
SEVGİLİYE MEKTUP (II)
 

Selam sana ey sevgili! Merhaba nasılsın? Yolladığın mektubunu aldım, teşekkür ederim. Gerçekten çok şaşırdım.

Daha ben sana mektubumu göndereli birkaç gün olmuştu. Bu kadar kısa sürede bana cevap yazacağın (doğrusunu söylemek gerekirse okuyacağın) hiç aklıma gelmemişti. Gerçekten beni şaşırttın. Neyse mektubunu postacı getirdiğinde olamaz yine mi dedim. Çünkü postacı bana hiç iyi haberlerle gelmiyordu. Faturalar, ödenmemiş kredi kartları borçlar, borçlar, borçlar… İyiden iyiye dağılmıştım. Su faturasını ödüyorum, elektrik kalıyor elektriğimi kesiyorlar. Elektriği ödüyorum, telefon kalıyor. Telefonum kapanıyor. İki yakamı bir araya getiremiyorum. Yani anlayacağın illa ki bir şeyin eksik olması lazımmış. Bu vesile ile postacı ile kanka olmuştum. Neyse mektubu alıp

içeri geçtim. Tesadüf budur ki ortam sanki rahat bir şeyler okumak için hazırlanmıştı. Dışarıda rüzgâr eşliğinde hafif çiseleyen yağmur penceremi tıklatıyordu. Odanın loş ışığı etrafa mistik bir hava veriyordu. Masamda senden sonra ikinci vazgeçemediğim şeyler olan sade nescafem, sigaram ve olaya anlam katan radyoda çalan o şarkı. Evet Emrah çalıyordu radyoda. Unutamadım şarkısı; yapamadım, unutamadım şu gönlüme anlatamadım, sensiz düzen kuramadım, olur diye zannetmiştim, meğer sensiz yaşanamazmış diye mırıldanırken tüylerim diken, diken olmuştu. Her şey güzel gidiyordu. Hemen bir sigara yaktım kahvemden bir yudum aldıktan sonra. Zarfı bir yandan açarken sigaramdan

derin bir nefes çektim. Bu meredi de senden sora iyice arttırmıştım. İçtiğim sigaranın haddi hesabı kalmadı artık.

Mektubu okumaya başladım. Gerçekten de çok iyi niyetli yaklaşarak mektuba başlamışsın. Benim durumumu, sağlığımı v.s. şeyleri sorup bana çok sıcak gelen kelimelerle süslemişsin mektubu. Sanki bir şeyleri değişeceğini hissetmeye başlıyordum taa ki…. Birden bire ne olduysa ondan sonra oldu. Sanki o kelimeleri yazan sen değildin.

Bir U dönüşü ile artık her şeyin tamamen bittiğini, bir daha asla görüşmek istemediğini, ikimizin de artık kendi

yollarına gitmesi gerektiğini ve hayatlarımıza başka kişileri alarak yeni bir sayfa açmamız gerektiğini yazmışsın.

Ve bunda da ilk adımı attığını söyleyerek bu son haberleşmemiz olsun demişsin. İşte o an beynimden vurulmuşa döndüm. Tepemden aşağıya kaynar sular döküldü sanki. Ama ben üşüyordum, içim titriyordu. Midem acayip bir

şekilde bulanmaya başladı. Bugüne kadar içtiğim sigaraların tümü boğazımda bir yumruk yaptı sanki. Nefes alamıyordum, neredeyse boğulacaktım. Kusmak için lavaboya yöneldim. Ama ayaklarımda derman yoktu. Öylece

yere yığıldım. Gözlerimi kapattım. O an geçmişim gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Kare, kare anımsıyordum her şeyi. Sen ile olan kareler ise olabildiğince karanlıktı sanki hatırlanmak istemezmişçesine!

Vücudum külçe gibi ağırdı gözlerimi açamıyordum. Acaba her şey hayal miydi? Yaşamla ölüm arasında ki ince

çizgide gidip geliyor muydum acaba? Gerçekten bu anı yaşıyor muydum yoksa her şey rüyadan mı ibaretti? Çözemiyordum? Biri beni uyandırsın diye yalvarmaya başladım kendi kendime. Kendimden geçmiş bir süre öylece kalakaldım. Uzun uğraşlar sonucu gözlerimi açmayı başardım. Yavaş, yavaş ayağa kalktım. O arada gözüm saate takıldı. Gözlerime inanamadım. Aman Allah’ım tam 12 saattir yerde o şekilde yatıyormuşum. Olup bitenin bir

şakadan ibaret olduğunu ve az sonra birinin gelip bana her şeyi açıklayacağını aklımdan geçirdim. Ama ne yazık ki

evde benden başka hiç kimse yoktu. Kafam allak bullaktı. Ve başım ağrıdan çatlıyordu neredeyse. Karnımda

acıkmıştı. Mutfaktan bir şeyler alıp salona doğru yöneldim. Kanepeye oturdum. Oturduğum yerden etrafa boş, boş bakıyordum. Odada daha önce fark edemediğim ya da görmezden geldiğim küçük objeler dikkatimi çekti.

Gülümsedim. Mesela tablonun biri duvarda baş aşağıya asılı duruyordu. Acaba bu bir sanat mı diye düşündüm?

Yoksa bu sanatı benim vurdum duymazlığım mı icat etmişti? Bir sigara yaktım. Ve odada dolaşmaya başladım.

Olayları ve olanları tekrar kafamdan geçirmeye başladım bana başkalarını hayatımıza almamız gerektiğini yazmışsın. Benim hayatıma sen nasıl karar verebilirsin. Hadi sen kendin o naneyi yedin beni niye pis oyununa alet ediyorsun? Niçin böyle olmuştu? Bu soruyu kendime defalarca sordum. Ama her soruşumda ilk başa dönmüşçesine cevap alamıyordum. Neden bu aşk oyununda harcanan taraf ben olmuştum? Bu kadarını hak edecek ne yapmıştım?

Sorular, sorular cevap bulunamayan sorular. Düşündükçe içinden çıkılamaz bir durum oluşmaya başladı. Duvarlar

sanki üstüme, üstüme gelmeye başladı. Çıkmalıydım artık bu odadan. Kendimi hemen balkona attım. Dışarıda ayaz vardı. Ama bu sefer de içim yanıyordu. İkilemler ve zıtlıklar içinde kalmıştım. Derin, derin nefes aldım bir süre.

Artık mantıklı düşünmenin zamanı gelmişti. Duygulara kapılmak bana daha da çok zarar veriyordu çünkü. Hani mantığın bittiği yerde aşk başlar derler ya işte ne olursa olsun artık aşkı bitirip mantıklı davranmanın zamanı gelmişti. Beni sevmeyen biri için kendimi harap ediyordum. Temiz hava gerçekten de iyi gelmişti. İnsanın beyin damarları açılınca demek ki daha iyi düşünüyormuş! Kendime biraz olsun gelince üşümeye başladığımı hissettim ve içeriye

girdim. Artık yavaş, yavaş bu olaya nokta koymanın ve zorda olsa acı da gelse kendimi toparlamanın zamanı gelmişti.

Çünkü üzülen bendim. O kendini bilmez belki gününü gün ediyordur şimdi. Ben ise yıpratıyordum kendimi kanı beş

para etmez biri için. Değer miydi ki bunca acıya? Evet, evet artık benimde kendime yeni bir yol ve onsuz bir hayat çizmenin zamanı gelmişti. Ne oluyordu bana birden bire duygularımı nasıl böyle frenliyordum? Günlerce ve

haftalarca frenleyemediğim, ket vuramadığım, uğruna hayatımı körelttiğim duygularımı nasıl böyle umursamaz bir

tavır içindeydim. Aslında olması gereken de buydu zaten. Geç evet hem de çok geç kalınmış bir hareketti bu. 12

saat uykuda kalınca ( ya da bayılınca ) neler oldu beynime benim? Ama hoşuma gitmiyor da değildi bu durum.

Kalbim taşlaşıyordu sanki. Aklım her şeyi yönlendiriyordu. Dizginler artık mantığımın elindeydi. Evimi yavaş, yavaş

dolaşmaya başladım. Sanki her şeyi yeniden keşfetmek ister gibiydim. İlk işim tabloyu düzeltmek oldu. Etraf bana

çok değişik geliyordu evdeki o kasvet sanki kalkmaya başlamıştı. Ama bu olayları buraya kadar getirende bendim bunları düzeltmek de yine bana kalmıştı. Duygularımın körelttiği mantığım tıkır, tıkır çalışmaya başladı. Şimdi ki

hedef yeni bir hayattı. İleride bu kaybettiğim günlerime bakıp güleceğim belki de ve her geçen günün altın değerinde olduğunu düşünürsek, bir servet kaybettiğim için üzüleceğim. Ama zararın neresinden dönersem kârdır. Zaman

gelecek ben seni kaybettiğime değil sen beni kaybettiğine üzüleceksin. Bunu sakın ama sakın unutma. Evet hayırsız

be zalim kişi. Sana artık sevgili demiyorum çünkü sen ellerin kadınısın. Seversin sevdiğin seni sevmez gider başka birine aşık olur başka birini sever, başka biri de onu sevmez. Geri dönmek ister tekrar aynı limana demir atmak ister. Sığınacak tek kişi kaderi ile baş başa bıraktığı eski sevgilidir. Ama dönmeye yüzü yoktur. Dönse bile bakalım

bıraktığı kişi, bıraktığı yerde, bıraktığı gibi midir acaba? Sana mektubunu aldıktan sonra olup biteni yazmaya

çalıştım. Niye yazdın diyeceksin? İnan bunu ben de bilmiyorum. Ama senle ilgili bundan sonra artık tek bir şey

duymak, görmek ve okumak istemiyorum. Rotamı belirledim artık. Sensiz bir hayat. Sen ise hep benden bir parça

ile yaşayacaksın buna mecbursun. Gün gelince bu dediğimi anlayacaksın. Şimdi sana boş ve basit gelir. Neden bahsediyor bu adam dersin. Zaman her şeyin ilacıdır. Zaman neleri unutturmadı ki seni de unutturmasın. Neyse

zavallı kız! Olaya koyulan son nokta budur. Senin de dediğin gibi artık sen yoluna ben yoluma. Üzerimden gerçekten büyük bir yük kalkmaya başladı. Sen gerçekten de ağırmışsın çok fazla kilo almışsın. ( ha ha ha ) işte gülüp

geçiyorum sana artık. Hayat bana bundan sonra zevk vermeye başlayacak anlaşılan. İnan kendimi kandırmıyorum

bunu da bilesin.

Şunu da sakın unutma;

 

SAHTE SEVGİLİLER TERK ETTİĞİNDE BENİM YOKLUĞUMU ANLAYACAKSIN

BENİ BAŞKASIYLA HER GÖRDÜĞÜNDE KAYBETTİKLERİNE AĞLAYACAKSIN...

 

 

HAKAN OĞUZ    15.04.2005

 

 

 

~~~Hakan~~~~~~Hakan~~~

BU SONU ÖNCE BEN YAZDIM...

Hakan

BU SONU ÖNCE BEN YAZDIM

 

Bu sonu önce ben yazdım
kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
ayr
ılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
seni bulup bulup yitirdim dü
şlerimde
sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
bende kalaca
ğın bir yarın kurgulayamadım
sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
bu yüzden bir daha göremeyecekmi
şim gibi uzun ve derindi bakışlarım
her yeni bulu
şma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi...

 

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
bilseydin
ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
takvimden günleri birer iki
şer çalmama
aylara y
ıllara yerleşmeme izin verir miydin
görüyor musun fark
ında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle

 

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
hayallerin ard
ından serüvenlere sürüklendik seninle
hiç görmedi
ğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
k
ısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
o gün gelmezdi bir türlü
vade dolmazd
ı
birileri ç
ıkar yolumuzu değiştirirdi
yeni hayal
ler armağan ederdi bize
çocuk olur kanard
ık
sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk
seviyorduk
bir yaz gecesi dolunayd
ı
bana bakm
ıştın.
bende korkular
ımı yenmiştim
bizden ba
şka inanacak kimsem kalmamıştı
yorgunduk kazanmak zo
rundaydık üstelik
ad
ımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
içimiz bir kararsa bir daha güne
şi göremezdik
birbirimize güvendik, bize a
şılmayacak dağ taş kalmadı sandık
en güzel günlerimizdi o günler

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
sonra her
şey değişiverdi
umutlar
ımızı yitirdik
kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
dostlu
ğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
k
ışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
ayr
ı dünyaları özledik
kendi pe
şimizden koştuk başkaları diye
şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
bir cennetten bir cennete geçmeliydim
itiraz
ım olmazdı
sürgünleri bana vermemeliydin.
Ben
i beni böyle bir gecede öldürmeliydin
ayr
ılık çığlıkları kanımı dondururken
gemilerimi yakacak ç
ılgınlıklarımı gemleyip
kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmi
ştim
benden arma
ğan olacak bütün bensizlikleri reddettin
ve ben hiç bilmedi
ğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
bu sonu önce ben y
azdım...

 

(Kahraman Tazeoglu)

 

Hakan

 

ÜSTÜM KALSIN

 

“Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!”

Yalanlarınızın eline bakarken gözlerim, dürüstlüğünüzü bana gösterdiniz. Size inandım. Size hep, inanırdım! Dürüsttünüz. Ve acımasız! Öldürmeyi canıma ödül sayıp, beni kendi hatalarımla vurdunuz. Serseriliğimi, sessizliğinize dinleyici yaptınız. Sustunuz! Günlerce… Konuşmadınız! Aylarca… Daha yanacak yanımın kalmadığını anladığınız da, çıkıp geldiniz. İçimin içine… Asıl yerinize, asilce oturdunuz. Gitmeleri silmiştiniz. Size inandım. Size, hep inanırdım!

“Aynı suda ikinci kez yıkanmak imkânsız değil, boğulmakmış!”

Gördüğüm yüzünüze, suların durgunluğunda bakmışım meğer. İlk gel-git’te gideceğinizi bildiğim halde. Kandım gelmenize. Kopardığım ilk fırtınada gittiniz, gelen dalganın gitmesini beklemeden gittiniz! Her şeyinizi alıp da gittiniz. Hiç gelmemiş gibi, gittiniz!

“Bilmediniz”

Şüpheleriniz, beynimi kemirirken ‘senaryo yazıyorsun’ dediniz. Şüpheleriniz, içimi çürütürken ‘zaman’ dediniz. Şüpheleriniz, artık belimi bükerken, yüzüme kapılar çarptınız! Beni, kendi gözümden düşürdünüz. Acı çekiyordum. Ne acı ki, acı çektiğimi canınızı yaktığımda anladınız. Ve daha acı ki, sizin canınız yanınca, benim canım daha çok yandı!

Ben kelime kelime kim’lere ulaşırken, ‘neden’ yoktu Lügatinizde. Sormadınız! Nasıl’ın açıklaması, gereksiz bir tartışmanın açılışıydı sizin için. Çelişkisiz karakterinizle, içinizin rahatladığı son’a vardık. Sonuç: Dudaklarınız arasından çıkan sonsuz suskunluk…

“Şimdi”

Bu hiddet benim! Kimse sahiplenmesin! Bütün suçlar ‘yine’ benim! Kimse, nezaketini araya verip, suçtan pay çıkarmasın kendine! Nesnelerinizin, kelimelerinizin, zamanınızın, sevginizin ziyanlığına yanmayın! Hasarı tespit edin yeter! Bedelini, fazlasına canımı ekleyip ödeyeceğim! Sıyrılıp çekilirken aranızdan, ‘üstüm kalsın’ diyebileceğim! Meğer siz, nasıl da yetermişsiniz size! Bilemedim… Sağ olun, sizi sevmeme izin verdiğiniz için ve beni sevdiğiniz için… Üstüm kalsın!

 

(Kahraman Tazeoğlu)

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

YANIK BIRAKTIN BENİ

TÜRBEDE BİR MUM GİBİ

ERİYORUM DİYORUM

                   SANA ŞAKA GELİYOR

 

KAPATTIN BİR ZİNDANA

                   EBEDİ BİR MAHKUM GİBİ

                                      ÇÜRÜYORUM DİYORUM

                                                        SANA ŞAKA GELİYOR

 

                                                        ÖMRÜMÜN BAHARINDA

                                               ALMADAN HEVESİMİ

                                      AŞK ELİNDE OYUNCAK

                   ETTİN CAN KAFESİMİ

 

HASRETİN KOLLARINDA

                   BELKİ SON NEFESİMİ

                                      VERİYORUM DİYORUM

                                                        SANA ŞAKA GELİYOR

 

                                                        SAYENDE ALLAH’ A

                                               CAN BORCUMDA

                            ŞAKAĞIMDA BİR KURŞUN

                   VE RESMİN AVUCUMDA

 

VE SENİ PERPERİŞAN

                   AĞLARKEN BAŞUCUMDA

                                      GÖRÜYORUM DİYORUM

                                                        SANA ŞAKA GELİYOR

 

Hakan

 

 

Hakan

November 11

SEVGİLİYE MEKTUP...

 

mektup ve zarfı

Selam sana ey sevgili! Bu mektuba sakın şaşırma en sevgili! Nasılsın? Neredesin? Neler yaparsın? Hangi denizde     yol alırsın, hangi limana demir atarsın? Günlerin mutlu yarınların umutla geçiyor mu? Sakın beni şimdilik sorma,        ben kendimden az sonra bahsedeceğim. Çünkü bana şu an sen lazımsın! Sen de beni daha sonra öğreneceksin. Evet söyle bana uğruna her şeyi feda eden aşkının; yıkıp geçtiğin dünyası ve senle beslenip büyüyen, senin sevginle   yeşeren ve senin son darbenle toprağa gömülen o çiçek misali hassas insanın uçup giden hayalleri aklına geliyor mu hiç? Hadi durma, sakın çekinme! Samimi bir dille itiraf et. Gerçekten hiç aklına geldi mi? Eğer geldiyse ve o anda    içine bir burukluk dolduysa, kalbinde bir sızlama da olduysa demek ki sende de hala sevgi kırıntıları kalmış      demektir. Peki madem sevgi kırıntıları kaldıysa neden böyle oldu sonumuz? Böyle mi olmalıydı bu aşk hikayesinin sonu? Büyük parçalarla yetinmek varken neden kırıntılarla idare ediyorsun? Ama doğru sen hep aza kanaat       ederdin. Hep az olsun öz olsun derdin. Ben ile birlikteyken de böyleydin, demek ki benden sonra da böyle      kalacaksın. Ama tam tersi beni hiç düşünmemişsen ya da düşününce aman be gibilerinden bir eda takındıysan demek   ki benden sana hiçbir iz kalmamış. Sana hiçbir şey verememişim. Aslında ben çok şey verdiğime inanıyorum. Ama demek ki bunları sen almak istememişsin. Yazık! Gerçekten çok yazık. Her şeyden önemlisi uçup giden zamana ve kaybolan anılara yazık.

 

Sen kardelen ile hercai çiçeğinin hikayesini bilir misin? Bilmiyorum anlattım mı sana? Zannedersem anlatmadım.         Ya da anlattıysam da hatırlamıyorum. Neyse lafı daha fazla uzatmadan hikayeye geçeyim. Zamanın birinde iki tane farklı türden çiçek varmış. Bu çiçekler birbirlerini çok severlermiş. Her bahar onlarca çiçeğin içinde onlarda        açarmış. Birbirlerine delice tutkun olan bu çiçekler sevgilerini herkese ispatlamak istiyorlarmış. Ve o kadar çiçeğin içinde açtıkları için erkek olan çiçek diğer çiçeklerden sevgilisini hep kıskanırmış. Bunun için; ya biz hep bahar açıyoruz    diğer çiçeklerin içinde sıradan çiçekler gibi kalıyoruz, hiç fark edilmiyoruz onun için gel en iyisi bir bahar sabredelim açmayalım kışın açarız, böylece herkes bize imrenir, kışın açan tek çiçekler oluruz ve birbirimizi daha       çok görme şansımız olur diye sevgilisine anlatmış erkek çiçek düşüncelerini. Sevgilisi de onaylamış bu fikri ve aralarında bir anlaşma yapmışlar. Böylece aşkımız dillere destan olur demişler. Ve aylar geçmiş gerçekten de bu çiçekler o bahar hiç açmamışlar. Bahar bitmiş, yaz bitmiş kış olmuş, karlar yağmış. Erkek çiçek anlaşmaları üzere toprağın içinden karların arasından o dondurucu soğukta bitivermiş. Başlamış sevgilisini beklemeye! Diğeri ise      soğuk havadan çekinerek ve öleceğini düşünerek açmamış. Sevgilisini orada yapayalnız bırakmış. Ve o günden 

sonra karların içinden açan ve sevgilisi tarafından tek başına bırakılarak terkedilmiş çiçeğe kardelen, sevgilisini   bırakıp giden vefasız çiçeğe de hercai adı verilmiş. İşte hercainin anlamı da vefasız demektir. Ve bu anlam o günden kalmıştır. İşte sen de benim hercai çiçeğimsin vefasız sevgilim. Beni o karların içinde yapayalnız ve sığınmasız bırakarak çekip gittin. Ve giderken de daha önce söylediğim gibi beni toprağa gömerek gittin. Artık topraktan 

çıkmaya gücüm kalmadı. Hele o karları delecek derman ise yok artık bende. Harabe gönlümün yıkıntılarını 

toparlamak gerçekten çok zor artık. Günlük yaşıyorum ben, yarınlarımdan umutlarım olmadığı için ne olacağını 

nasıl şeylerle karşılaşacağımı kestiremiyorum. Rüzgara bıraktım kendimi iyice, hangi tarafa eserse o tarafa    gidiyorum. Beni merak ediyordun dimi. Al işte öğrenmiş oldun. Mutlu musun şimdi? Senden sonra ben böyleyim. 

Bir garip kederdeyim.

  

Hani bazıları vardır ya! İçi kan ağlar terk edildikten sonra, hayat artık çekilmez olur onlar için. Fakat sevgilisiyle bir şekilde yolları kesişip sevgili durumunu sorduğunda; çok iyiyim, bomba gibiyim, seni tamamen unuttum, kendime yeni yepyeni bembeyaz bir sayfa açtım ve bu sayfada artık sen yoksun gibilerinden sözler sarf eder. Bunları söylerken    kendi bile inanmaz ancak karşısındakini inandırmaya çalışır. Yani içi dışı bir değildir. Ama ben öyle değilim işte.    Bende yalan yok. Senden sonra ben bittim, evet bittim. Elimi açacak, son hamlemi yapacak gücüm bile kalmadı! Sen benim yaşam kaynağım, sen benim kalbimmişsin demek ki, kalp gitti ve hayat bitti…! Sensiz ben bir hiçmişim       demek ki. Ben böyleyim işte, evet böyle. Peki şunu merak ediyorum. Benden ayrıldıktan sonra sen nasılsın acaba?   Ben senin için neyi ifade ediyorum. Ama artık bunların gerçekten hiçbir önemi kalmadı öyle değil mi? Artık neyi değiştirir ki? Benim ki de soru işte! Giden gider, giden arkasındakileri de peşinden götürür aslında. Sırf kendi 

gittiğiyle kalmaz. Olan hep kalanlara olur. Aynı bizim aşk hikayemizde olduğu gibi, bana olduğu gibi. Senin denizinde devrilip battım ve senin denizinde sensiz boğuldum...

Evet ey sevgili, en sevgili! Mektubumu burada noktalıyorum. Şunu da unutma ki ben bu mektubumu karşılıksız   yazdım. Senden açıkçası bir cevap da beklemiyorum. Okur musun inan onu hiç bilmiyorum. Eğer okursan benim durumum bunlardan ibaret. Ben sana karşı kusursuz bir aşk besledim. Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm.     Sen ne yaşadın bilmiyorum…

Yine de tanıdı gönlüm yaşadı bir kusursuz aşk büyüttüm sana PİŞMAN DEĞİLİM…

 

HAKAN OĞUZ     07.04.2005

 

November 10

GÖKHAN TÜRKMEN - SEVDAM

           

Bak, bak şu dünyaya insanlara
Neden, neden diye sorma, öyle bakma
Sarıl bana
Neden giden dönmüyor sen de vurma
Neden giden dönmüyor sen de vurma
Darılma..
Bu acılar vursada
Bitmez hüzünler acıtsada
Bu acılar vursada
Bitmez hüzünler acıtsada
Sar beni başkasına yasakla
Al beni sevdam kucakla
Bir daha gelsem şu dünyaya
Yine seni severdim bu aşkla...
 

Hakan

Ben

hep kendimi öldürdüm.

her gece
aynı saatte,
düşünce bu şehrin tenha sokaklarına
gölgem,
ceketimin iç cebinde sakladığım
paslı makası
sıkıca kavrayıp,
sapladıkça göğsüne
asil sevdalarımın;
ben
hep kendimi öldürdüm.

 

ben
hep kendimi öldürdüm.
Terk ettikçe kendimi,
bu ıssız karanlıklarda;
adandıkça,
çoktan dost hanesinden çıkmış isimlere,
defterimden seçip seçip
yeniden.
kendimden başka herkesi,
defalarca bağışladıkça.
yeniden,
hep yeniden,
yepyeniden acıdıkça;
ve doymadıkça ısrarla
adına sevmek dediğim
bu intiharlara;
ve direndikçe
anlamsızca,
ömrümün kalan taraflarını
incelikle isteyen,
gözlerine çocuksu,
hilesiz,
çıkarsız,
savunmasız
bir sevdayı iliştirip
kapıma gelen
bir acemi sevdalıya;
bu küflenmiş acıya da
aşk gibi
hızla alıştıkça;
gözlerim ağlamanın büyüsüne,
bedenim bu ölümcül raksın ritimlerine
ayak uydurdukça;
ve aşağıladıkça içimde,
kolay kazanılmış zaferleri,
mutlu biten gündelik öyküleri,
huzurlu bahar resimlerini
ve hüznün içinden geçmediği
tüm şiirleri;
ben
hep kendimi öldürdüm.

 

Ben
hep kendimi öldürdüm.
yüreğim yenilenmedikçe baharda,
içimden
halka halka
çürüdüm.
bu fırtınalar için
yaratılmış,
kasırgalar için
hayata hazırlanmış
güçlü dallarım,
sırf yeterince inanmadığımdan,
sırf bu sessizliğe olan
sonsuz düşmanlığımdan,
sırf sıradan olmaya koyduğum
garip tavırdan,
toprağa çevirdiler yüzlerini
çaresiz,
günden güne,
usuldan.
şimdi yeniden
güneşe uzanmaya çalışınca
anlıyorum,
tutulan kaslarımın,
eğilen dallarımın
dönüşsüz bir yolda ilerlediğini.
yalnızca denemediğimden,
“neleri göze alabilirim”
hiç bilemediğimi.
şimdi,
yaşama tutunmaya karar verince
farkediyorum.

 

içimdeki çocuğu
yıllarca
yalnız bıraktım.
kendimi atıp tüm savaşlarımda ortaya,
anlamsızca hasarlar aldım.
çok kanlı,
çok yananlı
yıllar geçirip,
bir yığın yanlışı içime gömdüm.

 

zafer kazanmak için
silahımı her dolduruşumda,
her basışımda tetiğine
sözcüklerin;
ben
hep kendimi öldürdüm.

 

ben
hep kendimi öldürdüm.
varsayımlar üzerine sevdalar kurdukça
korkaklığımdan;
uzakta yürekler seçtikçe,
geçmişimin tek bir anına dahi
dokunulmasına tahammülsüz olan,
bencil yanımdan;
ve yaklaşan herkesi
yaktıkça,
kendi kapılarımda
yalnız bıraktıkça,
tuzaklarımda
boğdukça
ve dönüp arkama bakmaksızın
hep aynı kişiye,
hep aynı zamana,
hep aynı çıkmaza
geri döndükçe,
kendi kendimi kanatırken
suçüstü yakaladım.
en çok
kendimden yana yaralar edindim.
herkesin hayatından
öfkeyi ayıklarken,
kendi gözlerimde
nefreti gördüm;
ben
hep kendimi öldürdüm.

 

ben
hep kendimi öldürdüm.
Şizofren sevdalarımdan sıyrılmayı reddedip,
elimde kalan tek şeye,
“sadakat”e sığındım.
an geldi
kimi kiminle aldattığım,
kime ısrarla sadık kaldığım bile
karıştı.
en büyük ihaneti
kendime ettim.
en büyük yalanı da
içime söyledim sanırım.
(Kendimi bu yüzden hiç affetmedim).

 

İnatla
“sevgi” dedikçe
bu saplantılara,
içimin odalarından
dışa kovuldum.
sevmeyi de,
adamakıllı sevilmeyi de,
(bir otobüs koltuğunda unutur gibi şemsiyemi )
hatırlamadığım bir yerinde geçmişin,
unuttum.
alışmaya çalıştım
bu yüreksiz halime.
düşlerimden bile zamansız kovuldum.
en iyi bildiğim şeyi yaptım
böyle zamanlarda.
yaralarımın kabuklarını kaldırıp,
en azından,
kandan resimler çizdim.
karşısına geçip
tuallerimin,
yüzümü
geceye
kanarken gördüm.
cinayet sandığım,
bu cinnet anlarında,

 

ben
hep
kendimi öldürdüm.

 

H.Sayın' a

  teşekkürler... 

 

November 09

вιя α∂ıи кαℓмαℓı...

~~~Hakan~~~
 
 Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
Birde o kahreden gurbet
Sen say ki ben hiç ağlamadım
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
Geceleri koynuma almadım ihaneti
Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden
Evet yangın
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu
Evet isyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
Bu sevda biraz nadan
Biraz da hıçkırık tadı
Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı
Yani ben seni sevdiğim zaman
Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır
Yalnızlığın peşinde kuvvet
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
kaybetmek için erken
sevmek için çok geç...
 
 
(AHMET HAMDİ TANPINAR)
 

 

~~~Hakan~~~

 

 

 

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

               

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz...
  

               

En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

                


İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım...

               

En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere
 
               

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım
 
               

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde 

               

En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok, eksiği fazla.

               

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim,
Eksildim,
Eridim
Bir seni bitirmedim
 
               

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın...
 
               

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti!
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?

               

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim  için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için?
 
               

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim... 

               

Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar
 
               

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik,
Gerisi yokluk
 
               

Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur,
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın!
 
               
 
YIKIK ŞEHRİMİN İZBESİ
EN FAZLA İÇİMDE ÖLÜRSÜN
EN ÇOK
GÖZLERİME GÖMÜRLÜRSÜN,
GÖZLERİMİ KAPARIM
VASİYETİMİ YAZARIM...
 
(Kahraman Tazeoğlu)
 
 
~~~Hakan~~~

 

Video

 

Video

 
iz вıяαкαиℓαя αѕℓα υиυтυℓмαzℓαя...
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
son ziyaretimden beri çok değişiklik olmuş sayfanda ve dahada güzel olmuş canım..
buram buram hüzün kokuyor bi o kadarda hala..
ellerine..yüreğine..kalemine sağlık..
sevgiyle kal..
Mar. 29
Picture of Anonymous
hazan wrote:
selam emegine yüregine saglık site cok güzel zaman buldukca bende burda olacagım 
Sept. 4
dilekwrote:
mrb hakan spaces süper gercektende bu kadarını beklemiyodum acıkcası yüreğine sağlık.her zaman mutluluğun seni bulması dileğimle ...
Sept. 1
HelinGülwrote:
Merhaba Hakan sayfan oldukca renkli ve bir okadarda güzel emegine saglik...

Tabi yazilanlar sa ap ayri güzel...

Zaman buldukca girip okumaya calisicam...

Sevgiler

Helin.
Aug. 15
hilal erbekwrote:
   ya yazıların o kadar dokunaklı o kadar sevgi ,acı ve hüzün dolu ki; acayip oluyorm her kelimede... sevgi sevda olmş sende yüreğin kanamasın desekte artık ,boş kalır her söz... öyle mutlu ol ki sızın seni acıtmasn inş, siteni ziyaret edicem tekrar kendinize iyi bakınnn
July 18
Fatmawrote:

 

Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı

İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git


Kahraman Tazeoğlu

 

 

Elinize emeginize saglık sayfanız çok güzel olmus...

 

 

July 16
hilal erbekwrote:
   harikasn daha ne denir ki ...ne güzel ifadeler ne güzel sözler yazmışın böyle , yazılan ne şanslı...
   sanırım hep ziyaretçin olacam,görüşmek dileğiyle...
July 11
KÜBRAwrote:
ABİCİM GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL BİR SPACES OLMUŞ ŞİİRLER ÇOK GÜZEL (ÖZELLİKLE KAPTANIN ŞİİRLERİ ) EMEĞİNE SAĞLIK...RABBE EMANET OL... 
July 8
Muratwrote:
Selamlar...
 
Hazırladığınız site, çok hoş olmuş..
 
Emeğinize sağlık..
July 6
hakancım nasılsın görüşmeyeli ??
dileğim seninde yüreğininde iyi olmanız..
mutlu kal canım..
July 2