More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  яσмαитιк ιѕуαикαяPhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

яσмαитιк ιѕуαикαя

»-(¯`v´¯)-» αşк ιкι кιşιℓιк вιя уαℓαи∂ıя...»-(¯`v´¯)-»

Hakan

View spaceSend a message
Occupation:
Location:
нαуαтıмıи єи нüzüиℓü αиı мєνѕιмιиє кαρıℓ∂ığıм кιşιиιи вαнçєѕιи∂є αçαвιℓє¢єк вιя çιçєк σℓмα∂ığıмı αиℓα∂ığıм αи∂ıя...
There are no photo albums.
View space
esma
View space
ünzü
View space
ışık
View space
eylül
View space
arzu aytur
View space
kırlangıç
View space
nagıhan
View space
BALUM

August 16

..

İSTANBUL BİR “DÜŞ”TÜ, ARTIK GÖZÜMDEN DÜŞTÜ

 

İstanbul, taşı toprağı altın İstanbul…
Düşler şehri, umut kapısı
Artık tüm ihtişamını yitirdi gözümde
Tüm umutlarım kaldı altında, ezdi geçti hayallerimin bekçileri
Oysa ki bir şanstı belki bu şehirde doğuşum
Herkesin hayalleri, benim yaşantım olacaktı belki de
Yarim benden gitti gideli dargınım artık bu şehire
Şehrin ne suçu var ki diyorum bazen kendi kendime
Aslında var, evet suç onda. Buluşacaktık ikimiz saat dokuzda
Dolmabahçe saat kulesinin altında
Elimde çiçekler, dilimde aynı nakarat haydi gel benimle ol…
Belki oturup yıldızlardan bakamayacaktık dünyaya ama
Dünyadan yıldızlara bakmanın zevkine varacaktık belki de
Bak bir yıldız daha kaydı gökyüzünden
Bir dilek daha tutuluverdi en kırılgan yerinden
Bekledim, bekledim durdum gelmeyenimi..
Akrep dokuzu teğet geçe onu değil sanki beni vurdu
Gelmeyenim hayallerimle birlikte beni kalbimden vurdu.
İstanbul’a yenik düşmüştü bu sefer sevdam
Oysa ki sen İstanbul’a gelecektin, İstanbul’u benden almayarak…
Şimdi makyajına aldanıp büyüsüne kapıldığın
Şehr-i İstanbul’a düşman mı olmalıyım
Yoksa beni vuran akrebin zehrini mi sana kusmalıyım?!
Birinci çoğul şahısken üçüncü tekil şahısa boyun mu eğmeliyim?
Yağmurlarına salmalıyım belki de kendimi
Marmara’na süzülüp ağır aksak akmalıyım
Ardından yağmur sonrası toprak kokusu gibi
derin derin iç çekişlere sebep olmalıyım.
Ah! İstanbul artık salacakta salınıp kız kulesini seyretmeyeceğim
Dalgaların mabedine tacizine göz yumacağım
Galata kulesine çıkıp İstanbul kanatlarım altında diye haykırmayacağım
Eminönü’nde ki güvercinler öksüz,
Kadıköy’e giderken beslediğim martılar aç kalacak artık
Yüreğimi yasladığım ada sahillerinden
Rüzgarların eşliğinde gözlerimi kapatıp seni dinlemeyeceğim
Bir çay bile içmeyeceğim artık Büyükada da…
Kırgınım sana İstanbul
Elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi küskünüm sana…
Aşkların bir şişe şaraba taksim edildiği
Beyliğini göremediğim oğlunun hiçbir istiklali kalmamış
satılık kalpler caddesinde volta atmayacağım
Erhan abinin helva, ekmek, çaydan sonra gittiği
Ortaköy kahvesinden boğazına elimi daldırmayacağım
Kapısı toptan yıkılmış, haremi rant kapısı olmuş
sarayın burnundan giren ters akıntılar boğazında duracak
tıkanacaksın!!
Ey hüznü içinde barındıran İstanbul
Artık zincirlerine vurulup kuyularına atılmak,
tahta kalelerin de zapt edilmek,
Yedi tependen her seferinde sürgün edilmek bile
yarsızlığımın yarasının yanında ince bir sızı kadar
biçare kalıyor.
İstanbul, uğruna ne fetihler yapılan, fethedenlere müjdeler verilen şehir
Herkes için yaşanılası bir “düş”tün, artık gözümden düştün…
İşte gidiyorum, içimi bırakarak içinden geçtiğim şehrin
hiçbir durağında durmayarak yoluma devam ediyorum
Ölü bir kente alfabesiz bir şekilde yol alıyorum…

Hakan OĞUZ

15.08.2008

March 03

...

BU SEFER B/AŞKA

 

Ve kalem kelama geldi

Ucu kırık sevdalar yazmaya

sorularla sorunları silmeye yeltendi

Sahi aşk; sen yandığın kadar mı yakarsın?

yoksa yaraladığın kadar mı kanarsın

acıya

cevap versene…

 

- “sus” dedi kalem “konuşma 

- sadece sus ve yaz

 

O an elim tutuldu, dilim tutuldu

Güneş tutuldu, ay tutuldu

Ben tutuldum…

Sana tutuldum, sana tutundum

Boşa tutundum! havada asıkaldı ellerim

hayalini tutmaya çalıştıkça gözlerimden

süzülüverdi yaşlar kirpiklerimden

ellerimi bir araya getiren başımda

sanrılar dolaşmaya başladı

Durdum, bekledim

Biraz duruldum, bir an yutkundum.

Geçmedi boğazımdan sensizlik gemileri

Akmadı yüreğime sevda akıntıları

Esmedi lodoslarım

vurmadı kıyalarıma poyrazlarım

dingin bir melteme tav oldum

efil efil esti ve geçti…

Sonra kalemi elime aldım.

Ne yazacaktım? Neye yazacaktım?

 

- Aşka yaz ama bu sefer başka yaz.

 

Aşk mı dedim güldüm geçtim

 

Bir sigara yaktım dumanına daldım

Ateşi sen oldun, dumanı ben 

sen yandın, ben tüttüm

Ben tüttüm, sen söndün, bittin

Küllerinden doğmanı istedim

Olmadı, olmadı yapamadın…

Bir daha yaktım belki son bir şans!

Bir de mum yaktım karşıma

mumun ateşi oldun bu sefer

durdum, izledim

Yandıkça beni kendine çektin

Çektikçe beni aldın bitirdin…

Kendini yaktın erittin

Beni de için de hapsettin

Gasp ettin beni acımasızca

tüm geleceğime el koydun

Hadi her şeyi mi aldında peki neden

darp izlerin hala yüreğimde?

Oysa ki gönül razı gelmişti sana

geleceğini teslim etmeye…

 

yazdım, sana yazdım

son yazdım bu sefer

gelmeyecekti bir daha baharlarım

ön sözü devrik üç dip not/a

yazdım kağıda

“do” sesiyle acıttığım

“sol” sesiyle yanıma ait ne varsa

“si” sesiyle sildim

kağıdımı yaktım, kalemimi kırdım…

 

Hakan OĞUZ

19.07.2008

 

~~~Hakan~~~

BYPASS

 

Sessizliğimin destursuz çığlıkları gem vuruyordu ayaza üryan

düşmüş geceye..  İsliydi, tozluydu da pembesi kalmamıştı artık tahayyüllerin. Geçmişin ateş kızılı geleceğimin gölgesini sıfırlayarak,

bir mızrak boyu yaklaşmıştı arasatta.. Kendine bile faydası olmayan anılar yarınları baltalamıştı. Geçmişi olmayan adamı oynarken

geleceği yok etmek bu olsa gerek. Ne garip bir duygudur aslında med cezirler oluşturan geçmiş zaman kiplerinin gelecek umutlarımıza her

çarpışında hayatımızı aşındırması! Ve her aşındırma yıkılmaz

sandığımız gururumuzu ufalayarak parçalayıp geçmişin içine serpiştirmesi. Bu kaotik travma nereye ve ne kadar gider aslında??

İnecek var ya da derin bir sona gitmek için binecek var kimsesizlik gemisine. Kimsenin göremeyeceği, kimsenin duyamayacağı ıssız,

sessiz derin bir kuyu mesela... Kendi çığlıklarımla akustik

hüzünlerimi orada daha da net oluşturabilirdim. Kotası dolmuş

hayatı orada daha net notalayabilirim.! Ya da bir yeraltı mağarası. Nasılsa topraktan geldik toprağa gideceğiz değil mi? Ha bir eksik ,

ha bir fazla!!

-        iyi misin?

-        Değilim!!.....

Hem biliyor musun çıplak ayakla adımlıyorum artık caddeleri..

Hücreme ilişmiş varlığını toprak alsın diye…  Yüreğimi yaslıyorum

bir yağmur bulutuna. Bana çarpmasını bekleyip duruyorum diğer bulutların. Çarpsın, çarpsın ki ruhuma işlesin saf yağmur suları.

Aksın, gitsin bedenime gömülsün tüm ütopyalarım. Nadasa

bıraktığım gafil çocuk ruhumu ancak böyle sürebilirim gidilecek

yola doğru.

-        Nereye?

-        Son bir şans veriyorum maktulün gözbebeklerine bakabilmen

için.. Kutla kendini ki son cinayetin değilim.. gitmeliyim..

İç kanamalarımı açığa vurmalıyım.. kangrene dönmeden

durdurmalıyım çürümeyi.. İçimdeki verimsiz, çelimsiz çocuğun hakkından gelmeliyim. Ne çok severdin O’nun saçlarını hâlbuki.  

Fakat ne çare yol uzun, yol çetrefilli. Övün eserinle.. İşte ben;

yaşamımın sebebi olan bir çocuğun katili…

 

Bir ayaz daha gecede çığlıklanırken, ruhumu asıyorum bedenime

yol üzeri. Damarlarımdan ilmik yapıyorum boynuma. Yetmiyor, kemiklerimi çakıyorum ellerime ve ayaklarıma. Dik dursun sensizliğe eğilmesin diye. Kaburgalarımdan köprü yapıyorum ayaklarımın

altına, kan gölüne düşmeyeyim diye. Afili ölümler seçiyorum çocuk ruhuma tüm psikopatlığımla. Yaklaşan sonlara yazıyorum adımı,

bu film burada bitmeli diyorum kendimce. Ruhuma verdiğim sızıyı kalbimden ince ince çekiyorum. Kan revan içinde kalmış vücudumdan benliğime yayılan akıntı, gel-git lerime hız kazandırmaya başlıyor.

Her çarpışma bana iyi bir son hazırlamışçasına açıklara sürüklüyor.

De(li)liklerimden  su almaya başlıyorum.

Her nefes alışım boğaz/ım/a kadar batırıyor beni. Artık hasat

zamanım geldi. Vaktim doldu. İçimdeki katil emeklerinin karşılığını almalı. Fire vermiş bir hayatın son demlerini yaşıyorum. Gözlerimi kapıyorum ve kendi fişimi kendim çekiyorum.

 

-        Üç

-        İki

-        Bir

-        _________________________________

   

Hakan OĞUZ

26.06.2008  

 

~~~Hakan~~~

 

YAKILAN HAYALLER

 

Geçmişin gölgesi yine düştü üzerime

yine gizledi gizimi sana ait ne varsa

bir ben miydim yamaçlarından düşen

yuvarlanıp kıyılarına vuran

ara vermeden seni kanıma zerk eden

bir sen miydin beni düşlerine asan

kifayetsiz gülüşler ve buz kokulu dokunuşlarla

sırçadan kalbimi aşındırmaya çalışan

ey sevgili! sana ben yar dedim

ama yaranamadım, yaralandım

bembeyaz sayfaydım sayende hep karalandım

beni kendi kentimin karanlıklarına atıp

düşkünlüğüne düşmüşlüğümü seyrederdin

faillerime meçhul olurdun, gündüzlerime gece

yüreğimden dilime harf harf hece hece

içimdeki tek cevabı olmayan bilmece

her şeye rağmen sen ve yine sen…

çıkmaz sokaklarında bir çıkar arardım

sonra da sokaklarından yollarına çıkardım

sana uzanırdı yıllarla oyalanan tüm yollarım

sonra da boşluğuna düşerdi kollarım

esir düşerdi sana, yağmalanmış

intihar saldırılarına uğramış yüreğim

felluce gibi yıkık, kandahar gibi kayıp

ama bir o kadar da Çeçenistan gibi dirençli görünse de

hep bir yanı yitik, hep bir yanı eksik

can damlıyor y/arasından kesik kesik…

oysa ki dört işlem kadardı yaşadıklarım

kendimi her defasında sana çarpıyor

çarptıkça yarınlarıma dair hayallerim bölünüyordu

ve topladığım umutlarımı bir bir hayatımdan çıkarıyordum

çarmıha geriyorum artık çıkardığım bütün umutlarımı

yalnızlıklarıma bir bir adını çakıyorum

günahlarımı yakıyorum üzerine sevaplarımı dökerek

sensizliğimin serin sularına bırakıyorum

gideceği yere sürüklenmesini dileyerek…

 

Hakan OĞUZ

03.06.2008

~~~Hakan~~~

 

DÜŞ(müş)TÜ YİNE

 

Ellerim titrerdi

Titrerdi ellerim ,

Kırılası kalemimi

her elime aldığımda

Sen düşerdin aklıma

Hiç çıkmazmışçasına

Yüreğim burkulurdu

Zaman durur

Yelkovan akrebe

Daha da sert vururdu

İntihar ederdi göz yaşlarım

Kirpiklerimden aşağı düşerek

Dilim lal olur

geçmişim aklıma dolanır

Anılar bulanır, sana kusardım

Kırılası kalemimden

Sana kusardım

ve öylece susardım…

Gözlerimi açardım sonra

Düş derdim buna

Evet düşerdi ve kırılırdı

Sonra, sonrası yok

Ötesi yok

Hiçbir zaman da olmayacak...

Hatırlar mısın bir zamanlar

tutsak düşlerim vardı

bu düşler de saklı gülüşlerin

bana öylece bakardı.

Şimdi de ben bakıyorum,

Kırık düşlerimden

tutsak gülüşlerine dalıyorum

Ve yine sayıklıyorum

Düşlerimden her gece

bir bir seni ayıklıyorum…

 

Hakan OĞUZ

20.03.2008

~~~Hakan~~~

 

    TUTSAK DÜŞLER...


 

Sonunda bitti artık özgürüm
Tutsaklığın gölgesinden
özgürlüğün güneşine atmıştım adımımı
Bitmişti cezam, geçmişti hapislik günlerim
Ama geçmemişti sensiz geçen günlerdeki özlemim
Hiçbir zaman dinmemişti
ve de dinmeyecekti yüreğimde ki izlerin
Vuslata giden hasret gecelerinde
Yüreğimde vuran sevda hecelerinde
Çarpılara bürünmüş duvar köşelerinde
Yalnız senin adın geçiyordu.
Yalnız sana kavuşmanın vereceği mutluluk
firari duygularımı bastırıyor
yalnız senin varlığın
benim yokluğuma engel oluyor,
mantıksızlığıma dur diyordu.
sürgün edilmiştim ben yüreğinden,
gözlerinden, o sıcacık ellerinden…
her şeyden geçirdiler de
bir senden geçiremediler beni
bir seni bitiremediler ben de
Gözlerimi kapatınca sen düşüyordun düşlerime
Gülümsüyordun demir parmaklıklar ardından bana
elimi uzatınca sana, yok oluyordun bir anda
aynı zamanda çok oluyordun
Her gece düşlerime gelişlerinle
Seni benden ayırmak isteyen
Düş bozanlara çok oluyordun!
Sessizliğimin sensizliğe vurduğu
Her dakika bitmek bilmeyen
Bir yol oluyordum
Sense üzerimden geçmeye hazırlanan
aşikar bir yolcu…
Her adım atışında özlemlerim kanıyordu
Tutkularımın dinlenme tesislerinde!
Yol bitmiyordu, yıl bitmiyordu
Zaman geçmek bilmiyordu.
Sen susuyordun
Ben ise zemheri soğuklarda volta atıyordum
Üşüyordum, her gece düşlerimden
düşüyordum
Fakat sen bilmiyordun, görmüyordun
Anlamıyordun ve hiçbir zaman da
Anlamayacaktın…
Sen tutsak düşlerimde bir ömür boyu
saklı kalacaktın…

Hakan OĞUZ

03.03.2008

 

~~~Hakan~~~

 

GİDİYORUM, TÜM GİTMELERE REST ÇEKEREK

 

“Şimdi gitmemelisin” sözcükleriyle başlayan ve “bu aşkın sonu bu şekilde olmamalıydı.” cümlesiyle devam eden parçalanmış aşk hikayesinden bu yana tam 130 gün geçti.

Gecesiyle gündüzüyle kahır dolu bir 130 gün… Gidenin yüklediği yükü taşımanın kalana

farz olduğu şu hayatta artık ne yük taşıyamaya dermanım, ne de benliğimi her

defasında yitirdiğim, dipsiz girdaplar içersinde sürüklendiğim gecelerden sabaha

çıkmaya cesaretim kaldı. Betimsiz bir yaşam tarzına sürüklediğim kendimi,

fütursuzca davranışlarımla, şizofrenik bir çizgiye doğru ilerlemeyi göze almış bir

ruh haline bürünmeye başlamıştım. Aynada gördüğüm silüetim bana örümceğin ağına

düşmüş bir sineğin son çırpınışlarını anımsatıyordu. Çırpındıkça ağ daha da hızlı bir

şekilde sarıyordu sineği ve az ilerde bulunan örümcek az sonra yiyeceği kurbanının

son çırpınışlarını,boşa çırpınışları büyük bir zevkle izliyordu. Bir müddet sonra sinek kaderine razı gelip çırpınmaktan vazgeçince örümcek harekete geçerek ölümcül

darbesini indiriyordu. Evet ben de içinden çıkamadığın soru(n)ların içinde çırpındıkça

ve senden kurtulmayı istemeye çalıştıkça daha da çok sana sarılıyordum. Yüreğim

sana daha da bağlanıyor, seni içimden atmaya çalıştıkça tüm hızınla kanıma işliyor,

bütün benliğime sahip olmaya başlıyordun. Sen, beni kurban seçmiştin. Oysa ki ben

sana zaten kurbandım, bu can zaten sana kurbandı. Ama sen anlayamadın ey sevgili! Kaçamıyordum, kurtulamıyordum ve sen beni öylece izliyordun. Hareketsiz, sessiz bir şekilde. Duvarlarını tırnaklarımla kazıdığım ve tırnaklarımdan sızan kanlarla belki

görür de gelirsin diye duvarlara adını yazdığım odamın hayaletiydin sen. Normal konuşmalarla bir şey ifade edemediğimiz aşkımızda susarak konuşmaya çalışıp kendimi tekrardan ifade etmek istiyordum sana. Belki bu şekilde anlardın sana sevgimin

sınırsız, kelimelerin kifayetsiz olduğunu.

Fakat ne yaparsan yap seni suçlayamıyordum. İçimin benim göremediğim mavi yanı

seni savunuyordu bana. Hem de nasıl bir savunma! Öyle ki an geliyor kendi mantığıma

bile yeniliyordum bu beyin fırtınalarında. Ve an geliyor yengi sandığım yenilgilerden

medet ummaya çalışır vaziyette buluyordum kendimi! Artık zamanı gelmişti aşk-ı hayat adlı oyununun son perdesine oynamaya. Sensiz, sessiz, kısa fakat akılda kalıcı bir son hazırlamıştım. Kimi yapamadı kaçtı diyecek, kimi onurlu son seçti diyecek, yüreğim ne olursa olsun seni sevecek, cebimdeki son dörtlük her şeyi belgeleyecek…

 

Hoşçakal sevgili gözün arkada kalmasın

Son dörtlüğümdür bu sana, başka kimse almasın

Benim son aşkımsın, dediklerim yalan olmasın

Sağlam bastım tetiğe kurşun namluda kalmasın…

 

Katili sen, faili sen bu aşk oyununun galibi sen…

 

Hakan OĞUZ

22.02.2008

 

January 12

.*.

 
…DEPOZİTOLU KALP…

 

Tutsak bir aşkın gölgesinde

Yaşıyorum gündüz gece

Aşk,en kutsal mabedimdi benim

Kırılgan deli sözlerle ezilmiş

Çaresiz gidişlere dur diyememiş,nezelmiş

Şimdiler de kırık dökük bir hale gelmiş

Uçurumun kenarındaydı aşkım

Uçurum çiçeğine olan sevdam yüzünden

hayatım uçsuz uçurumlar kenarında geçmişti

Ve şimdi yolun sonuna gelmiştim.

Oysa ki bir gülüşüne bir ömür adamış

Bir gelişine bin gidiş feda etmiştim

Şimdi yoksun, ben de yokum ey yar

Varoluş nedenimken yok oluş sebebim oldun.

Geldiğin de sana verdiğim depozito kalbimi

Giderken iade etmeyi unutup, yanında götürdün

Şimdi kalpsizim, sevda/sızım

Zamanın içinde yok olmaya adayım…

Bu sefer uçurum çiçeğini almak değildi derdim

Yıllar boyu kıyılarında dolaştığım uçurumla

Yüzleşmekti bu son gelişim

Sonunda geldim işte bırakıyorum kendimi

Düşüyorum içinde ki boşluğa

Ne olur tut beni…

 

 Hakan OĞUZ

10.02.2008

 
 
 
 

HÜZÜN KOKULU YALNIZLIK

 

Yarim, menekşe kokulu yarim

Sen hüzün kokulu yalnızlık nedir, nasıldır bilir misin?

Yoksa yalnızlık hüzün kokar mı deyip gülüp geçer misin?

Aslında sen ne yalnızlığı bilirsin

Ne de hüznün ne anlama geldiğini bilirsin

Çünkü sen asla yalnız kalmadın

Asla hüznü alıp yüreğinin baş köşesine koymadın

Damarlarından kan yerine zehir geçmedi senin

Asla ıssız yollarda başın önde yağmur altında dolaşmadın

Yüreğinin götürdüğü yerde değil de

Aklının yitirdiği yerde gel-gitler yaşamadın sen

Ve her şeyden önemlisi kalabalığın içinde

Kendini asla yalnız hissetmedin.

Ben çok yalnız kaldım ey yar

Senin yanında bile sensizliği yaşadım.

Yaşadıkça tattım yalnızlığı derin derin

Çektim nikotin yorgunu damarlarımdan içeriye

Adı sensizlik olan bu yalnızlığı…

Kapattım perdelerimi, dünyayı bir daha görmemek üzere

Ve kokusu buram buram etrafı saran yalnızlıkla beraber

Hüznün en koyu karanlıklarında susarak kaybolmayı seçtim.

Bir sigara daha yaktım, geçmişimden bir daha geçtim.

Peki söylesene, sen menekşeden başka koku bilir misin?

Geçmediğin yollarda ne kadar bilgili olabilirsin

Yaşamadığın yaşantınla neleri yaşatabilirsin

Yoksa aşkı sadece üç harfe mi sığdırırsın sen

Benim sevgim İstanbul gibi derdim sana

Bak şimdi İstanbul ağlıyor tutkulu ve çocuksu...

Yedi tepesinden yedi ağıt yakılıyor

Kız kulesi karaları bağlıyor

Beyoğlu sen olmayınca pek bi nahoş

Işıklar her zamankinden daha loş

Kafam bir hoş, her şey bomboş…

Ve ben, yine hüzün kokulu yalnızlıklarımla

yarım kaldığım aşkına bir veda daha edip

yaşlı gözlerimle sana bakıyorum

ve seni son defa anılara gömüyorum…

 
 

Hakan OĞUZ

22.01.2008

 
 
 
Hakan
 
 
"SUS"

 

Yokluğunun bilmem kaçıncı gecesindeyim

Gecenin ayazında içimin maviliklerinden

Dışa kovulan son umutlarım

Sevda yüklü katarlara yüklenip

Sözün bittiği yere doğru yolculuğa çıkmışken

Ben ise sensizliğin bana armağan ettiği

“Sus”larımı ağırlamaya başlamıştım

Bende ki “sus”lar üç harften ibaret değildi

Bana ait olan tüm kelimelerimi kaplamıştı

Tüm benliğimi sarıp sarmalamıştı

Kendi hapishanemde mahkumları oynuyordum

Sana susuşlarımla, senin susuşlarınla

Ayaklarıma prangalar vurulmuştu

Ellerime kelepçe

Ne zaman bitecek bu işkence

Hangi yana çekseler, nereye döndürseler

Sana çıkıyor tüm yollar

Sana açılıyor bütün kapılar

Kesmiyor mu seni bu hapislik halim

Tatmin etmedi mi çektiğim çile?

Artık benden pes

Hayatımın son biletini istediğin gibi kes

İster öldür, istersen ez

Ama hediyene dokunma

“Sus”larıma sakın dokunma

Onlar umutlarımın gittiği yerde,

Sözün bittiği yerde

Zamanı gelince “KONUŞACAKLAR”

 

 

Hakan OĞUZ

11.01.2008

 

December 18

.

BİR CİLTLİK KİTAP

kaçmak kolay derler .
değil işte!!
teslim olmak hepsinden daha kolay.
ben en zor olanı;
sana teslim olarak kaçmayı başardım.
sana teslimiyetim ruhumdan ibaret

bana kalan bir avuç bedenim yollara vurduğum....

yollar bitmiyor gitmekle, sen de bitmiyorsun içimde
kelimelerimi ateşliyorum göğsünün sol yanına
kendi isyanımı işliyorum içine senden habersiz
derinlere düştüğüm dipnotlar;
için her acıdığında beni hatırlayasın diye

unutmak kolay değil okyanus gözlüm kaçmak da...
kendimden ne kadar uzaklaşabilirsem,
senden de o kadar kaçabiliyorum
teslimiyet bayraklarımı toplayarak geri dönüyorum kendime
kendi karanlık sularıma ışık olasın diye resimlerini yakıyorum bir bir

sulanacak çiçekler var içimin bi köşesinde
onlarla da konuşmuyorum sen gittiğinden beri
yeni kelimeler ekiyorum saksılara
deva olup sarsınlar yaralarımı diye

destanlar yazıyorum bize dair
hatta masallar; hiç yaşanmamış varsayarak
seni sen yapan herşeyinle sayfalar,
satırlar ve kelimeler arasından
beni yansıtanları içinden ayıklayıp,
beni ben yapıyorum.
seni satır aralarında bırakarak, bir ciltlik kitap oluyorum
önsözü sana ithaf edilmiş,
son sözü bende saklı...

( Esra Soytürk )
 
 

~~~Hakan~~~

Düştü ellerim içindeki boşluğa,
Çırpınırken tutunmak için,
Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı…
Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık


Gömdükçe başımı yastıklara
Gözlerimden düşen her damlayla
Çiçek açtı çarşaflar…

Kirpiklerimi yoluyorum tek tek
Törpüleyip saklıyorum,
Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı
Rüyalarına batmasın diye
Gerçek kadar acıtmasın içini diye…

Her nefes alışınla
Saçlarımda ki tüm kırıklar
Sana uzanıyor
Her kapı aralığında
Burnuma saplanan
Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar
Tüm hücrelerime işleyen,
Ruhumu titreten.
Manzarasız tüm pencere önlerinde
Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum
Şimdi uyandır beni bahara…

Sınırı çoktan aştı haddim
İçinin tüm katran karalarını
Hakkım sayarak kazıyorum
İçinin boşluklarından.
Benim artık bütün siyahlar
Sarsam da yakışmaz sana
Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline
Ve tezatlık yorar seni
Yorgunluğun sardığında beni
Bir damla su olurum okyanusta
Fark edilmeden dalgalanır
Sana durulurum…

Başla hadi sıra sende sar beni
Yalnızlığıma ilaç, içinde h-iç et beni
İçinde iç et beni
Koca şehir yutsun diye
Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından
Kesilirse sana gelen yollar;
Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı
Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…!

Nereye yağsam acı taşar
Şehrin tüm sokaklarından
Kuruyan bedenimle titreyen
Sonbahar yaprağıydım ben;
Kızıl baharlara özenti.
Hiç değişmedi ki mevsimler
Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım,
Islayıp içime bastım.
Hadi şimdi sıra sende
İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla.
Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun.

Başım göğsümde salınırken
Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle
Sana odaklı tüm düşüşlerim
Delilik hali bu;
Sigara dumanında ki kıvrımlarda
Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak.
Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak
Sokaklarda gölgeni aramak…!</